Hatem Ete ile söyleşi: Seçmen YENİ Parti-CHP ayrışmasında kime, ne ölçüde destek veriyor?

01.10.2026 medyascope.tv

1 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Panorama TR'nin Eylül ayı araştırmasını direktörü Hatem Ete ile konuşuyoruz. Hatem, merhaba.
Hatem Ete: Merhaba.

Ruşen Çakır: Bir ara verdik sanki her ay yaptığımız şeylerde ama çok kritik birçok şey oldu. Yaz tatili girdi vesaire. Şu anda Eylül araştırmasını değerlendireceğiz ve bunun en önemli yönü YENİ Parti kurulduktan sonra sizin ilk kez sahaya çıkmış olmanız. Öyle değil mi?
Hatem Ete: Evet.

Ruşen Çakır: Onu önce konuşacağız. Ama bir diğer husus daha var. Bu yasanın, çözüm süreciyle ilgili yasanın çıkmasından sonra da ilk kez halka sordunuz ya da seçmene sordunuz. İstersen partileri, daha heyecanlı kısımları sonraya bırakalım. Az heyecanlı kısımları... Özellikle hele şu günlerde fon vesaire gibi olayların arasında çözüm süreci arada kaynadı gitti.
Hatem Ete: Evet, dün MGK vardı, geçti gitti.

Ruşen Çakır: Evet, yasa çıktıktan sonra kişilerin, seçmenin sürece bakışında ne gibi değişiklikler var, yoksa aynı mı?
Hatem Ete: Şimdi son belki de 2 yılı şekillendiren iki tane süreç var. Birisi silahsızlanma süreci birisi de CHP'ye yönelik operasyonlar. Bunun bir yönü belediyeler üzerinden ilerleyen süreç, bir yönü de CHP ile ilgili butlan tartışmasıydı. Birisi Temmuz ayı sonunda yeni bir evreye geçti, YENİ Parti kuruldu. Silahsızlanma boyutunda da Ağustos ayının ilk haftasında bir yasa çıktı. Dolayısıyla bu araştırma aslında her iki sürecin de kritik bir dönüşüm geçirdiği evrede kamuoyunun her iki süreçle ilgili de kanaatlerini ölçmemiz için iyi bir döneme denk geldi. Süreçle ilgili birkaç şeye ayırmak lazım. Birincisi sürece destek. Hatırlarsan biz hep sürece desteği %50'nin üzerinde buluyorduk. Zaman zaman 55 yani ana ekseni 55 diye tutarsak ortalamayı, bazen 58'e 60'a yükseldiği oluyordu. Bazen 52 53'e düştüğü oluyordu. Ama temelde 50'nin üzerinde bir destek var sürece. Bizim bu yasa sonrası ilk araştırmamızda da yine 50'nin üzerinde bir destek var. Hani bir önceki aya göre birkaç puanlık bir düşüş var. Çünkü somut bir gelişme olduğunda karşıtlık ve destek biraz daha kristalize oluyor. Ama yine de sürece destek 50'nin üzerinde. Sürecin yanı sıra bizim ölçtüğümüz şeylerden birisi de ‘‘Sizce PKK silah bırakır mı?’’ kanaatlerini ölçmekti. Orada da genelde böyle 30'lar civarında bir ‘‘evet, silah bırakır’’ ama 70'lere varan ‘‘silah bırakmaz PKK’’ kanaati vardı. Orada da kısmi bir iyileşme var. Yani PKK'nın silah bırakacağına yönelik kanaat biraz yükselmiş ama 50'nin altında olmaya devam ediyor. Toplumun bu meselede ‘‘PKK bir yerde yine vazgeçecek’’ duygusu baskın olmaya devam ediyor. Farklı süreçleri soruyoruz. Yani, ‘‘Sizce bu yasa ile beraber ya da bu süreç bir yere vardığında kayyumlar kaldırılmalı mı? Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğu bitmeli mi? Salıverilmeli mi Selahattin Demirtaş? Öcalan'ın cezaevi koşulları iyileştirilmeli mi?’’ vesaire, böyle somuta indirgediğinizde biraz daha destek düşüyor. Yani 50'lerin altına düşüyor. Orada da sıralama genelde 50'ye en yakın destek kayyumların kaldırılmasına, 40'lar civarında Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine yönelik bir kanaat var. Öcalan'la ilgili meselelerse genelde 10, 15'ler, 20'ler civarında bir destek buluyor. Diğerinde genel olarak bir karşıtlık var. Şimdi böyle baktığımız zaman aslında yasal düzenleme toplumsal kanaatlerde çok kritik bir dönüşüme yol açmamış. Yani genel olarak destek hangi düzeydeyse o destek verilmeye devam ediyor. Bu da şunu gösteriyor aslında: Toplum sürece böyle bir genel anlamıyla destek vermekle beraber sürecin gidişatını da izlemeye devam ediyor. Bu da zaten siyasi aktörlerin süreç yürütürkenki tutumlarını belirleyecek bir şeye yol açıyor, bir etkide bulunuyor. İktidarın en büyük endişesi; bu acaba toplumda bir teyakkuz oluşturur mu, toplum buna bir tepki gösterir mi? O yüzden süreci toplumsallaştırmama, süreci zamana yayma gibi bir strateji izliyordu. Ama nihayetinde bütün bu süreci zamana yayarak toplumsallaştırmama şeyi geldi yasal düzenlemeyle bir yere evrildi ve ilk sınavda da aslında iktidarın korktuğu gibi bir tepki oluşmamış gözüküyor.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Tabii bu araştırılmadı, daha o noktaya gelmedik ama dananın kuyruğu geri dönüşler başladığında kopacak. Şimdi, MGK karar alacak, ‘‘yasa uygulanabilir’’ diyecek. Yani PKK'nın silah bıraktığını onaylamış olacak ve insanlar gelmeye başlayacaklar Kandil'den, Avrupa'dan ve cezaevlerinden çıkanlar olacak. Esas orada kopacak. Orada kamuoyu tepkisi ne olabilir? Yani sorun illaki çıkacak ve birileri de çıkartmak isteyecek diye tahmin ediyorum ama ne dersin? Esas orada herhalde değil mi insanlar? Yani bir şu olabilir; ‘‘Ya demek ki olmuş. Helal olsun, olay bitiyor’’ da diyebilir. ‘‘Bu teröristler nereden çıkıyor tekrar başımıza? Bunları nasıl affederiz?’’ de diyebilir. Böyle bir karışık bir ortam olur. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Tabii öngörmesi zor bir olay ama yine de yaşadığımız birtakım deneyimler de var. Habur deneyimi var mesela geçen seferden. Onu yapmamaya kesin kararlılar, yani bir gösteriye dönüştürmemeye. Ama geri dönüşler başlayınca bu bir şekilde kamuoyu tarafından bilinecek.
Hatem Ete: Şimdi dediğin çok doğru. Bu biraz siyasetin bu meseleyi nasıl yöneteceğine bağlı bence. Yani bu geçtiğimiz ay içerisinde Öcalan ile ilgili bu yerleşke, villa tartışmaları ve ölen PKK'lıların taziye görüntüleri, sosyal medyada dolaşan bazı görüntüler, tartışmalar bile toplumsal bir reaksiyonu tetikledi. Yani dolayısıyla yarın öbür gün bu tür mevzular ete kemiğe büründüğünde belli bir tepkinin oluşmasını ve bunun oy verme davranışını da etkilemesi beklenmeli bence ve siyaset ona göre bir yol yürütmeli, ona göre bir süreç işletmeli. Çünkü sürece genel anlamıyla destek var ama somut adımlarda bu destek düşüyor. Şimdi buradan çıkarılması gereken ders şu. Önümüzdeki dönemde neyin ne zaman ne şekilde en iyi yapılacağını en iyi bilen ve bunu koordine eden iktidar. Dolayısıyla iktidar bu süreci belli bir strateji çerçevesinde kamuoyu önünde de sahiplenip hem iletişim anlamında hem kamu algısını oluşturma anlamında, yönetme anlamında inisiyatif almalı. Eğer bu mesele bugüne kadar getirildiği gibi kapalı kapılar ardında karar verilmesi gerektiğinde karar vermek ama kamuoyu nezdinde bu meselenin konuşulmasını, algının şekillenmesini ve buna benzer kamuoyu nezdinde bunun bir gündem haline gelmesini böyle bir tedirginlikle karşılamaya yönelik çekingen bir tutum sürdürürse bunun bir teyakkuz oluşturması bence kaçınılmaz. Yani kamuoyunun ilk kendisi bu meseleyle yüzleştiğinde vereceği tepkinin ben olumsuz yönünün olumlu yönünden daha ağır olacağını düşünüyorum. Bu nedenle de siyasetin bunu şimdiden yavaş yavaş şekillendirmeye yönelik bir süreç yönetimi stratejisine geçmesi gerekir diye düşünüyorum. Öte taraftan yani iktidarın elinde de çok güçlü bir destek var. Yani bir, bunun siyasi mutabakat ayağı çok yüksek. Yasa 467 oyla geçti. İkincisi, sürece karşıt olan siyasi partilerin oy tabanları çok dar. Bir tek YENİ Parti var güçlü bir şekilde tabanı bu sürece karşı çıkan ama YENİ Parti'nin kendisi de çok kontrollü bir siyasal söylem kullanıyor. Dolayısıyla eğer iktidar hem bu işin siyasi ayağında, siyasi partilerle yürüteceği etkileşimde hem de kamuoyuna yönelik argümanlarda biraz bu işi önden alıp yönetmeye yönelik bir süreç işletirse ben bu muhtemel teyakkuzların sınırlandırılabileceğini düşünüyorum. Çünkü ana ilke düzeyinde toplum bu sürece destek veriyor. Bu somut adımların kamuoyu nezdinde nasıl gündeme geleceğini, nasıl şekilleneceğini önden siyaset yöneterek, ön alarak şekillendirmeli diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi seçim, partiler kısmına gelelim. YENİ Parti kurulduktan sonra ilk kez sahaya çıktınız ve bence ilginç sonuçlar var. Bir kere şunu görüyoruz; YENİ Parti CHP'nin çok ötesinde. Ama daha önce CHP ile yani mutlak butlan öncesinde yapılan araştırmalarda AK Parti ile CHP arasında başa baş, kimi zaman birisi kimi zaman ötekisi öne geçen tablo vardı. Burada AK Parti'nin YENİ Parti'nin biraz daha önünde, 3-4 puan önünde olduğunu görüyoruz. Bir özetler misin? Buradaki en ana mesele, yani en çok merak edilen mesele kim birinci; CHP ve YENİ Parti arasında oy dağılımı. Bir de tabii şu var. Onu sen daha iyi biliyorsun detaylarını. YENİ Parti CHP ayrışmasının sonrasında kararsız ya da ‘‘oy vermeyeceğim’’ diyen seçmen içerisinde eski CHP'nin seçmeni de olabilir diye akıl yürütüyorum ben ama bilemiyorum.
Hatem Ete: Şimdi YENİ Parti meselesini birkaç parametre üzerinden incelememiz mümkün bence. Senin de söylediğin gibi birinci dinamik, ‘‘Toplumsal muhalefetin yeni adresi neresi olacak?’’ tartışması. Yine bunun detayı, CHP'ye oy veren seçmenin ne kadarını etrafında toplayabilecek YENİ Parti? Bu eşiği aşmış gözüküyor bizim ilk ayki ölçümüz. Yani eskiden CHP 25 puan civarında alıyordu. Yani seçmenin %25'inin desteğini alıyordu doğrudan tercihlerde. Şimdi bu ayki ölçümümüzde de 20'ler civarında, 20-21 civarında oy alıyor gözüküyor YENİ Parti. CHP'yi de 2 küsurlara geriletmiş gözüküyor. Dolayısıyla bu ilk parametrenin aşıldığı ortada. Muhtemelen YENİ Partili aktörler de kendilerine ilk aşama olarak bunu belirlemişlerdi. Eski CHP'ye oy veren seçmenin nerede toplanacağı, bunun ne kadarının alınacağına daha büyük ağırlık veriyorlardı, ‘‘Yeni adres neresi olacak?’’ tartışması bağlamında. Bu nedenle de zaten kurucular kurulunun tamamını milletvekillerinden kurdular. Milletvekillerinin çoğunluğunu almaya çalıştılar vesaire. Dolayısıyla CHP'nin eski seçmeni nezdinde yeni adresin YENİ Parti olduğu netleşti büyük oranda. CHP de olabildiğince marjinal bir oy oranına hapsedilebildi. Fakat ikinci parametre, 2024 seçimlerinden bu yana birincilik için yarışan, zaman zaman da AK Parti'nin önüne geçen bir performans gösteriyordu CHP. Dolayısıyla bölünmemiş haliyle CHP'nin oy oranına ulaşabilecek mi, ulaşamayacak mı; yine AK Parti ile birincilik yarışında başa baş, zaman zaman AK Parti'nin önüne geçen bir performans gösterecek mi sorusu vardı. Bu bence ikinci parametre. YENİ Parti bu eşiği aşmamış gözüküyor. Yani orada bir kısmını CHP'ye kaptırdığı seçmeni başka siyasi partilerden, muhalefetin başka toplumsal tabanlarından elde edemediği için AK Parti ile arasındaki makas 3-4 puan açılmış gözüküyor. Dolayısıyla ikinci parametre bu bence. Bu parametrede gideceği yol var YENİ Parti'nin. Önünde daha gitmesi gereken bir mesafe var. Üçüncüsü de muhalefetin tabanında ve genel olarak kamuoyunda önümüzdeki seçimlerin favori partisi iktidar değişikliğine öncülük edebilecek bir siyasi mobilizasyon üretecek mi üretmeyecek mi aşaması. Bu üçüncü parametre olarak görülebilir. Burada da, biraz sonra belki konuşuruz, yani seçmenin henüz bu konuda da YENİ Parti’ye bir vekalet vermediği, böyle bir kanaat oluşturmadığı gözüküyor. Zaten oy oranlarında da bu gözüküyor. Dolayısıyla evet, YENİ Parti CHP'li seçmenin birinci ve en güçlü adresi olmayı başardı, bu ilk aşamayı geçmiş gözüküyor. Ama önünde tekrar CHP'nin o eski oy oranlarına dönme gibi bir sınav var. Üçüncü olarak da, seçmen nezdinde ‘‘Önümüzdeki seçimlerin favori partisi bu iktidarı değiştirebilir’’ duygusunu tekrar güçlendirmeye ihtiyacı var. Bunun için haksızlık da etmemek lazım YENİ Parti'ye. Daha yeni kuruldu, büyük kongresini gerçekleştirmedi daha. Önümüzde bir kongre süreci var. Bu kongre sürecinde YENİ Parti’nin hem toplumsal muhalefetin CHP dışındaki unsurlarını bünyesinde barındırıp barındırmadığına bakmamız gerekir bence. Bu seçmene bir mesaj verecek. Yani olduğu gibi eski CHP'nin devamı bir kadroyla mı kuruluyor, yoksa bir kadro genişlemesi yaşıyor mu burada? İkincisi, genel kamuoyu nezdinde bir algı üretebilmek için de çok ciddi bir iddia, bir program, bir iktidar alternatifi vizyonla ortaya çıkabiliyor mu bu kongrede, çıkamıyor mu? Bunu taşıyabilecek kadroları bünyesine katabilmiş mi, katamamış mı? Dolayısıyla hani YENİ Parti ilk kuruluş aşamasında birinci parametreyi aştı ve sınavı geçti gözüküyor ama tekrar CHP'nin eski iddiasına, eski günlerine geri dönmesi için bu kongrede ciddi bir mesaj vermesi lazım seçmene diye görüyorum. Bunu da önümüzdeki ayki ölçümlerde muhtemelen ölçüp değerlendirme imkanımız olur.

Ruşen Çakır: Burada tabii çok önemli bir husus var. Demin konuştuğumuz çözüm süreci ve çerçeve yasayla alakalı bir husus var. Ben geçen Bursa'da Özgür Özel'i takip ettim. Orada çok sayıda YENİ Parti taraftarlarıyla konuştum, ki yaş ortalaması bayağı yüksekti ama her şeyi yakından takip eden bir kitle var orada. YENİ Parti'nin çerçeve yasa konusundaki tutumunun YENİ Parti'yi zor durumda bıraktığı konusunda çok şikayet, serzeniş vesaire aldım. Şimdi kimisi burada Özgür Özel'in ‘‘evet’’ demesine takmış ki onlar senin de bahsettiğin gibi sürece karşı bakanlar. Kimisi tersine, çoğunluğun ‘‘hayır’’ demesine takmış. Ama bir diğer husus da böylesine hayati bir konuda, önemli bir konuda YENİ Parti’nin böyle politikasının belirsiz olması. Yani şimdi Özgür Özel'in verdiği ‘‘evet’’ mi bu partinin çizgisi, yoksa milletvekillerinin çoğunun verdiği ‘‘hayır’’ mı bu partinin çizgisi? Bunun YENİ Parti'deki heyecanı kırdığı yolunda birtakım sözler işittim. Bursa'da ağırlıkla işittim. Geçen memleketteydim. Hopa'da da mesela çok sayıda YENİ Partiliyle konuştum. YENİ Partiliyle ve YENİ Parti'nin de solunda olan birtakım kişilerle de konuştum. Bu husus çok sık karşıma çıktı. Abartılıyor mu yoksa sence bunun hakikaten bir anlamı var mı?
Hatem Ete: Bence bu bir gösterge. Yani ilk kurulduğu anda YENİ Parti’nin nasıl bir siyasal kulvarda yol alacağının da bir göstergesi. Özgür Özel liderliğinde nasıl bir liderlik sergileneceğine yönelik de bir gösterge. Ben de üç aşağı beş yukarı senin kanaatlerini paylaşıyorum. Bence YENİ Parti gibi ana muhalefet partisi olan ve iktidarla başa baş bir merkez partisi olma iddiasıyla siyaset yapan bir partinin bu tür kritik meselelerde nötr davranma lüksü yok. Yani ya evet ya hayır. Yani bu tür siyasi partilerin böyle bir kamuoyu önünde kendi açmazını, sıkıntısını, liderlikle taban arasındaki fikir ayrışmasını ya da parti içi ayrışmasını tamamen böyle bir mutfağını tüketiciye sunacak şekilde, topluma kendi iç çelişkilerini açık edecek şekilde göstermesi bir zafiyet olarak algılanıyor. Yeni kurulan bir parti için daha da fazla bu böyle. Bu tür durumlarda liderlik sınavı, bir tercihte bulunup kendi kitlesini de kendi parti grubunu da bu karar doğrultusunda yönlendirmeyi gerektirir kanaatim. Ya da eğer tabanın taleplerinin daha fazla öncelikli olması gerektiğine yönelik bir süreç okuması varsa o zaman liderliğin de kendi kararından vazgeçip net bir karar ortaya koyması lazım. Yani dolayısıyla hem evet hem hayır, ne evet ne hayır konumu biraz YENİ Parti’nin kurulur kurulmaz henüz kuruluşunu gerçekleştirmeden yakalandığı bir açmazı aşmaya yönelik bir çözüm önerisiydi ve bu bence ‘‘evet’’ denilmesi gerektiğini düşünen toplumsal kesimleri de tatmin etmedi, ‘‘hayır’’ denilmesi gerektiğini düşünen toplumsal kesimleri de tatmin etmedi. Ben önümüzdeki dönemlerde bu tür ortada durma hallerinin, yarılma, bölünme hallerinin YENİ Parti’ye zarar vereceğini düşünüyorum. Yani burada liderlik bir siyasi okuma yapar. Ya günün koşullarını ön planda tutar ya muhtemel öngörüleriyle seçim döneminde nasıl bir şeyin daha ön planda olacağını kararlaştırır. Ona göre bir karar verir. Böyle grupla liderliğin birbirinden ayrıştığı bir süreç bence YENİ Parti’ye bir kâr getirmez, fayda sağlamaz. Bilakis zarar verir diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi biraz YENİ Parti’den iktidara bakalım diyeceğim. Şimdi iki tane tablo var önümde. Birisinde kararsız seçmenler de var ve orada AKP'nin ve MHP'nin toplam oyu %30'u yakalamıyor. %29.1 toplam oyları AKP ve MHP’nin, yani Cumhur İttifakı'nın. Kararsızları dağıttıktan sonra yaptığınız tabloda da %40'ı yakalamıyor. %39.6 gözüküyor. Bu çok düşük bir oran değil mi? Yani ben birçok yayında da söylüyorum. AK Parti'nin tek başına %50 aldığına tanık olduk biz. Öyle değil mi? 2007 seçimiydi değil mi yanlış hatırlamıyorsam?
Hatem Ete: Evet. Evet.

Ruşen Çakır: %50'yi tek başına almış bir iktidardan... Tamam yıprandı, etti ama sonuçta da iktidarda ve otoriter bir şekilde ülkeyi yönetiyor. Her şeyi yargı eliyle kontrol ediyor falan ama seçmenin zihnini kontrol etme konusunda bayağı bir zor durumda. Şimdi AKP + MHP'nin %40 civarı olması, bunu %50'ye yani daha yukarıya taşımaları da bayağı bir zor gibi gözüküyor. O zaman hep klasik numara, öyle gelecek; muhalefetten yanına birilerini çekecek ya da muhalefeti paramparça edecek gibi bir şey çıkıyor. Başka bir şey söylemek mümkün mü? Yani bu tablodan Erdoğan'ın özellikle, Cumhur İttifakı'nın bu tablodan halkın çoğunluğunun yani en azından yarısının tercih ettiği bir iktidar yaratabilmesi mümkün mü? Yani seçim diyelim ki 1 yıl 2 yıl sonra yapıldı.
Hatem Ete: Şimdi bu dediğin doğru. Bu uzun süredir böyle. Yani yerel seçimlerden sonra AK Parti'nin oy oranı da iktidar blokunun oy oranı da yükselmiyor aslında. Yoğun bir siyasal gündem var. Büyük çoğunlukla mühendisliğin devreye sokulduğu bir siyasal gündem var. Muhalefet alanına yönelik bir hamleler gerçekleştiriliyor sürekli. Ya cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden ya siyasi partilerin konumlarını değiştirmeye, siyasi partileri bölmeye vesaireye yönelik yoğun bir hamle var. Ama bu hamlelerin hiçbirisi ne AK Parti'nin oy oranını ne iktidar blokunun oy oranını arttırmıyor. Dolayısıyla bu dediğin oy oranı yeni bir oy oranı değil. Bunun birkaç gerekçesi olabilir. Yani bir yönü, AK Parti'nin yeni bir toplumsal rıza üretmek yerine, iktidarda kalmasını mümkün kılacak muhalefet alanına yönelik formülasyonlara daha fazla ağırlık vermesi olabilir. Bu da biraz başkanlık sistemi sonrasında gerçekleşen bir şey. Yani Erdoğan'ın beğenilme oranıyla AK Parti'nin oy oranı arasındaki makas yani uzunca bir süredir var olan ama gittikçe de tahkim olan bir makas. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olarak onayı ya da başarı algısı AK Parti ile MHP'nin toplam oy oranından fazla. Bu biraz başkanlık sisteminin mantığına uygun bir şey. Yani Erdoğan'ın da bir tercihte bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başkanlık sistemi üzerinden seçimlere gidileceği için kendisine yönelik beğeniyi ya da adaylığını tahkim etmeye yönelik hamleleri partisine yönelik muhtemel oy akışlarına daha öncelikli görüyor. Bu nedenle AK Parti'den öte liderlik ekseninde inşa edilen bir süreç var. Buraya kadar sorun yok, başkanlık sisteminin mantığına da uygun ama Erdoğan'ın beğeni oranı da yine önümüzdeki seçimleri kazanmayı sağlayacak kadar yüksek değil. Yani evet AK Parti'nin oy oranından ya da iktidar blokunun oy oranından daha fazla ama yine %50 barajını düşündüğümüzde yetersiz. Bunu sağlamak için bir tercihte bulunuyor son bir iki yıl. Yani bunu da yerine getirmenin iki yolu var. Ya toplumsal rahatsızlıkları, toplumsal talepleri, beklentileri görüp buna uygun politikalarla toplumsal rıza arttırmaya yönelik, kendi beğeni oranını, onayını, oy oranını arttırmaya yönelik bir yola girilebilir ya da muhtemel alternatifleri elimine etmeye, ortadan kaldırmaya, seçmen nezdinde muhalefetin algısını bozmaya, yıpratmaya, dolayısıyla kendisine yeni bir seçmen çekemiyorsa rakibine yönelik beğeniyi dağıtmaya yönelik bir strateji izlenebilir. AK Parti'nin bugüne kadar gördüğümüz özellikle son bir yılında yoğunlaşan ana stratejisi ikincisi; muhalefete yönelik hamleler üzerinden önümüzdeki seçimleri kazanmaya yönelik bir hamle yapıyor. Bu da yani dediğin gibi mesela son bir yıldaki bütün muhalefet alanındaki siyasi partilerin ya da liderlerin oy oranının artıp azalmasına yönelik bir hareketlilik olmasına rağmen AK Parti'nin oy oranında da Erdoğan'ın başarı oranında da bir değişiklik yaşanmıyor. Yani orası durduğu yerde kalıyor. Şimdi önümüzdeki bir yıl içerisinde, maksimum diyelim, bir seçim gerçekleşecekse ya da 1,5 yıl içerisinde bir seçime gidecekse bu strateji tek başına ne kadar yeterli olur emin değilim. Yani o konuda seninle hemfikiriz. Ama burada bir strateji yürütülüyor diye düşünüyorum. Kendine yönelik onayı arttıramadığında muhtemel rakibine yönelik beğeniyi azaltmaya yönelik bir hamle yürütülüyor. Bu da kısmen başarılı oluyor. Yani adaylar nezdinde ya da siyasi partiler nezdindeki bu hareketlilik bunun bir dereceye kadar sonuç ürettiğini gösteriyor. Ama seçimlere daha epeyce bir süre var. Orada da Erdoğan'ın ya da iktidar blokunun biraz rızayı da arttıracak hamlelere ağırlık verme ihtiyacı var diye düşünüyorum. Ama bu bütün inisiyatifin yargıya ve idareye bırakıldığı, siyasetin geri planda tutulduğu bir denklemde ne kadar mümkün olur onu da bilmiyorum. Çünkü bu da bir dönemin ruhu. Son 2-3 yıldır biz AK Partili siyasetçilerden öte yargının ya da idari bazı hamlelerin ürettiği siyasal gündemleri konuşuyoruz. Dolayısıyla orada inisiyatif de siyasi iradede gözükmüyor çok fazla. Siyasi aktörlerin belirlediği gündemleri, yönettiği gündemleri konuşmuyoruz. Öyle olduğu müddetçe de siyasi partilere yönelik bir onay artmıyor. Ama muhalefet alanında idare ve yargı üzerinden yürütülen hamlelerin ürettiği sonuçları konuşuyoruz.

Ruşen Çakır: Şimdi biraz da milliyetçi partilere bakalım derim. Bu tabloya baktığımda biraz şaşırdım açıkçası. Çünkü daha önceki yaptığımız yayınlarda Zafer Partisi, İYİ Parti ve Anahtar Parti'nin oyları hatırladığım kadarıyla daha düşüktü. Senin de önünde şeyler vardır. Ve İYİ Parti'nin neredeyse tek başına barajı aşabilme ihtimali gözüküyor sizin araştırmanızda. %7 barajını. Yani onun şeyine gelmiş. Daha önceki araştırmalarda hiçbirisi, bu üç partiden hiçbirisi barajı aşacak gibi değildi. Birleşmeleri ya da seçim ittifakı yapmaları gibi bir şey söyleniyor, yani akla geliyordu. Bu haliyle bakıldığı zaman, sizin araştırmanıza baktığımız zaman İYİ Parti'nin hiç de fena olmadığını, tabii ki geçmişine kıyasla kötü ama son araştırmalara göre iyi olduğu, yani normal haliyle ilk tercihlerde %5 civarında bir şey alıyor. Kararsızların dağıtılması halinde %6.7 civarında alıyor ve MHP'yi geçiyor. Her halükarda MHP'den fazla oy alıyor gözüküyor sizin araştırmanızda. Neredeyse Zafer Partisi de MHP'yi yakalıyor gözüküyor sizin araştırmanızda. Bunların önemli bulgular olduğu kanısındayım. Tabii ki bunun bir anket olduğunu akılda tutalım ama bu rakamların önemli olduğu kanısındayım. Bir ara Anahtar parti bayağı bir yüksek gözüküyordu. Şu anda daha mütevazı bir şekilde duruyor diyelim. En azından Zafer Partisi'nin ve İYİ Parti'nin bayağı bir gerisinde gözüküyor.
Hatem Ete: Şimdi İYİ Parti'nin bir performans gösterdiği açık. O konuda haklısın. Geçen aylara kıyasla İYİ Parti yarışta olduğu diğer iki milliyetçi partinin önüne geçmiş durumda. Fakat toplam milliyetçi havuzunda bir büyüme yok aslında. Yani geçen aylarla kıyaslayarak baktığımızda üç parti; İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti toplamda doğrudan tercihlerin 11-12-13'ünü alıyorlar. Yani 15'e varmadılar hiçbir zaman bizim yaptığımız araştırmalarda. Bu ayki ölçümümüzde de bu üç partinin doğrudan tercihlerdeki oranlarını topladığımızda havuz yine 12'ler civarında bir havuz. 12-13 civarında bir havuz. O anlamda aslında havuzda bir büyüme yaşanmamış gözüküyor. Ama her ay konuşuyoruz. Aydan aya değişen şey o toplam milliyetçi seçmen havuzunun içerisinde hangi partiye seçmenin yöneldiğine yönelik bir hareketlilik yaşanıyor, bir değişim yaşanıyor. Bir ara Anahtar Parti bir yükseliş ivmesi içerisindeydi. İYİ Parti ve Zafer Partisi'nin önüne de geçtiği bir iki ay yaşadık diye hatırlıyorum. Ama şimdi Anahtar Parti’de biraz ivme düşmüş gözüküyor. Bu üç parti arasında üçüncülüğe geri dönmüş, İYİ Parti ön plana çıkmış gözüküyor. Özellikle bu ay İYİ Parti'nin oranındaki bu artışı iki şeye bağlayabiliriz diye düşünüyorum. Birincisi, bu YENİ Parti ile CHP hattında yaşanan ayrışma. Çünkü önce Temmuz ayında yani Mayıs’tan sonra kademeli olarak seçmenin bir kısmı kararsızlara kaydı. Şimdi bu ay o kararsızlardaki seçmenin bir kısmı CHP'ye gitti. Epeyce bir kısmı YENİ Parti'ye gitti. Bir kısmı da İYİ Parti'ye gitmiş olabilir diye düşünüyorum. Çünkü İYİ Parti'nin seçmen tabanı YENİ Parti ve CHP seçmen tabanıyla büyük oranda örtüşüyor. O nedenle oradaki hareketliliğin doğrudan yansıyacağı ilk adresin İYİ Parti olacağını bekliyorduk. Seninle de konuşuyorduk. Dolayısıyla kısmen bununla ilişkili olabilir diye düşünüyorum. İkinci ihtimal, bu silahsızlanma sürecindeki yasa hamlesi seçmen nezdinde somut bir hamle olarak algılanıp buna yönelik kısmi bir tepki İYİ Parti'ye gitmiş olabilir diye düşünebiliriz. Ama buna çok ağırlık vermiyorum. Çünkü iktidar tabanından bir azalma yok. Yani böyle bir şey olduğu zaman MHP'den ya da AK Parti'den bir oy düşüşünün olması ya da iktidar blokunda ‘‘evet’’ oyu veren kesimlerde bir hareketliliğin olmasını beklememiz gerekir. Orada bir oy düşüşü yaşanmamış. Ama milliyetçi partiler arasında İYİ Parti'ye bir yöneliş olmuş. Fakat yine de kısmen hani buna bağlayabiliriz. Ama seninle yine konuştuk. Aslında bu Türkiye'yi iki yıldır ilgilendiren her iki sürecin de bileşkesinde yer alıyor milliyetçi partiler. Yani özellikle Zafer Partisi ve İYİ Parti muhalefet blokundaki her türlü değişimin, siyasal gündem hareketliliğinin doğal adresleri; Anahtar Parti de muhalefette yer almasına rağmen iktidar blokunu daha çok bir şey olarak yansıtan bir seçmen tabanına sahip. Dolayısıyla hem silahsızlanma sürecinde hem bu YENİ Parti CHP hattında yaşanan gelişmelerin olumlu veya olumsuz yansıyacağı adresler bu milliyetçi partiler. Şimdi bu ay İYİ Parti bu ikisinden de olumlu etkilenmiş ve oyunu biraz arttırmış gözüküyor. Fakat bir 2-3 ay üst üste ölçümlerde ne çıktığına bakmamız gerekir. Yani bir aylık bir şeyle karar vermek zor. Çünkü özellikle her üç partideki aydan aya yaşanan hareketlilik sadece bir aya yaslanarak bir yorum yapmayı da zorlaştırıyor. Biraz temkinli olmaya zorluyor. Fakat bu ikisinin de doğal adresi İYİ Parti olabilir gerçekten de. Yani hem silahsızlanma sürecinde yaşanacak somut adımlarda muhtemel tepkilerin adresi de olabilir İYİ Parti; bu YENİ Parti CHP hattında eğer muhalefet seçmeni tam olarak tatmin olmazsa ‘‘Biz niye CHP'ye gittik o zaman, kendi eski partimize geri dönelim’’ diyen bir kısım İYİ Partili de olabilir. İYİ Parti tekrar önümüzdeki bir yıllık süre içerisinde toparlanma potansiyeline sahip. Ben o anlamda İYİ Parti'yi Zafer Partisi ve Anahtar Parti'den de daha avantajlı görüyorum. Hem kurumsallığı, hem siyasal geçmişi, hem kadroları ve Meclis grubu avantajına sahip. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde iyi bir siyasetle, ama biraz edilgen çünkü, o diğer iki süreci diğer aktörlerin nasıl yönettiğine bağımlı kalmak zorunda yine İYİ Parti. Ama bir hareketliliğin adresi olma potansiyeli taşıyor.

Ruşen Çakır: Şu cumhurbaşkanlığı meselesinde ‘‘Muhalefetin adayı kim olsun?’’ diye ucu açık bir soru soruyorsunuz ve ilk sırada yine Ekrem İmamoğlu çıkıyor ama bir önceki araştırmaya göre şeyi azalmış. Ardından Mansur Yavaş çıkıyor. Onun da bayağı bir azalmış popülaritesi. Aslında birinci sıradaymış daha önceki araştırmada. Şimdi ikinci sıraya düşmüş, ki siz bu çalışmayı yaptığınızda Mansur Yavaş bildiğim kadarıyla henüz CHP'den istifa etmemişti. Yani bağımsız olmadan önce olmuştu. Özgür Özel'in biraz arttığını görüyoruz. Çok fazla değil. Onun dışında ilginç bir şey gördüm. En sonunda ‘‘diğer’’ diye bir şey var. Bir önceki araştırmada 5.2 iken bu sefer 13.2. Yani seçmen aday arıyor ve isim mi üretiyor?
Hatem Ete: Evet. Şimdi onu bir soruyla daha birlikte düşünmemiz lazım. Bir de ‘‘Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kim kazanır?’’ sorumuz var. Onu zaman zaman birkaç ayda bir soruyoruz. ‘‘Erdoğan kazanır’’, ‘‘rakibi kazanır’’, ‘‘rakibine göre değişir’’ şeyi var. Bu ay hem ‘‘Erdoğan kazanır’’ algısında gözle görülür bir yükseliş var. Bununla ilişkili olarak da ‘‘rakibi kazanır’’ ve ‘‘rakibine göre değişir’’ algısında da bir düşüş var. Yani dolayısıyla muhalefetin cumhurbaşkanı adayına yönelik beklentilerle önümüzdeki dönem kimin kazanacağına yönelik beklentiler aslında örtüşüyor birbiriyle. Bu iktidarın son bir iki yıl içerisinde muhalefete yönelik hamleleri ve muhalefetin bu hamleleri savuştururken yaşadığı bölünme, ayrışma vesaire gibi siyasal gelişmeler muhalefet seçmenini de genel kamuoyunun önümüzdeki seçimlere yönelik algısını da doğrudan iktidar lehine etkilemiş gözüküyor. Yani hem artık muhalefet kamuoyu için doğrudan ‘‘aday bu olmalı’’ dediğimiz bir aday belirmiyor. Çünkü İmamoğlu tutuklu ve önümüzdeki seçimlerde aday olmama ihtimalini kamuoyu da gün geçtikçe daha fazla satın alıyor. Orada ikinci alternatif olarak Mansur Yavaş var ama Mansur Yavaş'ın da hem CHP-YENİ Parti arasındaki ayrışmada hem en son Cumhurbaşkanıyla görüşme sonrasında yapılan spekülasyonlarda muhalefet kamuoyuna, tabanına yansıyan genel algı bir şekilde Mansur Yavaş da adaylık potasından çıkabilir belirsizliği üretiyor. Bu da doğal olarak muhalefet seçmeninde iki sonuca yol açıyor. Bir, Erdoğan önümüzdeki seçimleri yine kazanabilir kanaati güçleniyor. İki, muhalefette sivrilen ve muhalefet kamuoyunu etrafında toplayabilecek bir aday çıkmamış oluyor. Yani aslında önümüzdeki dönemde bence muhalefetin en önemli imtihanlarından birisi de bu. Biraz önce YENİ Parti’yi konuşurken de konuştuk. Yani önümüzdeki dönemde seçmen nezdinde de ‘‘iktidar değişebilir, seçimler kazanılabilir’’ duygusu sadece YENİ Parti'nin parti politikası olarak göstereceği performansla ilişkili değil. Aynı zamanda başta YENİ Parti olmak üzere muhalefet partilerinin bir ortak aday belirleyip belirleyememesi, hangi aday etrafında birleşecekleri, güçlü bir aday belirleyip belirleyemeyecekleri de belirleyici olacak burada. Yani bu olmadığında muhalefet seçmeninde ‘‘Erdoğan önümüzdeki seçimleri kazanabilir’’ duygusu artmaya devam ediyor. Ve dediğim gibi bir muhalefet şeyi de ortaya çıkmıyor. Mesela Mansur Yavaş'ın Erdoğan'la görüşmesi sonrasında ve YENİ Parti’den ayrılması sonrasında muhtemelen önümüzdeki ay ya da bir sonraki ay bu soruyu bir daha sorsak Mansur Yavaş'ın oy oranındaki değişimi merak ediyorum. Yani bunlar doğrudan etkileniyor siyasal gelişmelerden.

Ruşen Çakır: O zaman son olarak şunu sorayım. Siz tabii ki bunu soramadınız çünkü daha olmamıştı. Şu anda bir fon krizi yaşıyoruz. Çok yoğun bir şekilde gündemde fon krizi ve herhalde sizin bir sonraki araştırmanızda bu fon krizi meselesi bayağı bir öne çıkacak. Öyle anlaşılıyor. Ama şimdiden sana bu konudaki görüşünü sormak istiyorum. Özellikle senin çok iyi bildiğin o AK Parti tabanında şikayetler var. Kimisi yüksek kimisi kısık sesle şikayet var. Bunlar ne derece sahici şikayetler? Yoksa bir şekilde Erdoğan bunu da yönetebilir mi?
Hatem Ete: Yani şimdiden bunu öngörmek zor. Tamamen Erdoğan'ın ve iktidarın bu süreci nasıl yönettiğine bağlı bence. Yani kendiliğinden bir hasar oluştu. Seçmende ve genel olarak AK Parti tabanında da çok yoğun bir rahatsızlık olduğu görülebiliyor. Bunu önümüzdeki ay ölçtüğümüzde rakamlarla da konuşuruz. Fakat henüz böyle bir olay olduğunda, depremde de yaşadık benzerini hatırlıyorsan, iktidarın sorumluluğu iktidarın o olaydan sonra yapıp ettikleriyle kısmen dengelenebiliyor. Şimdi iktidar sorumlu bundan. Çünkü nihayetinde idarenin yükümlülüğü, sorumluluğu da AK Parti'nin üzerinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üzerinde. Dolayısıyla onun iktidarında bu yaşandığı için içinde hangi AK Partili var, iktidar cenahından kim var kim yoktan bağımsız olarak olayın kendisinin ilk sorumluluğu Erdoğan'a atfedilecektir, iktidara atfedilecektir. Fakat önümüzdeki dönemde bu işin nasıl yönetildiği biraz oy verme davranışını belirleyecek. Şimdi ilk anda verilen iki gösterge, yani AK Partili bir isim ortaya çıktığında istifa ettiriliyor ve onunla ilişki kesiliyor, üzerine gidiliyor algısı önümüzdeki dönemde devam edecek mi diğerleriyle beraber? Bu birincisi. İkincisi, ‘‘biz bir yolsuzluk gördüğümüzde üstüne gidiyoruz’’ söylemi. ‘‘Muhalefetten farkımız bu’’ söylemi. Şimdi ilk etapta bu iki hamle de doğru hamle iktidar açısından. Fakat bu iki hamle önümüzdeki dönemde süreci yönetmenin perdesine mi dönüştürülecek? Yani ‘‘Zaten yapılanı yaptık. Daha da yeni bir şey yapmaya gerek yok’’ duygusunu yönetmeye yönelik bir şeyle mi sürdürülecek? Yoksa gerçekten bu işin üstüne gidilecek, mağduriyetler giderilecek, bundan gerekli kurumsal dersler, yasal düzenlemelerle vesaireyle gerçekleştirilecek mi? Nihai kertede hasılaya bakmak lazım. Toplum bunu nasıl algıladı, nasıl gördü? Bir diğer mesele şimdi gördüğümüz bu kamuoyuna yansıyan rahatsızlıklarda falan biraz bu işin bir siyasi, AK Parti içi siyasi operasyonun iz düşümlerini de veriyor mu vermiyor mu? Onu bilmiyoruz daha. Yani bir sürü şikayetlerin altında aslında birbiriyle hesabını görmeye yönelik bir şey de gözüküyor. Bunların siyasal çıktısını da görmemiz lazım. Yani AK Parti bu işi nasıl yönetti? Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreci nasıl yönetti? Ama benim de kanaatim bu yönetilmesi gereken çok ciddi bir risk alanı AK Parti açısından. Çünkü süregiden bir ekonomik kriz var. Bu ekonomik krizin öngörüldüğü ölçüde ve sürede düzeltilemediği görülüyor. Şimdi bunun üzerinde AK Parti'den birilerinin bu süreçte zenginleştiği, bunu kullandığı ve iktidarın da buna göz yumduğu, bununla yeterince mücadele etmediği duygusu günün sonunda hakim olursa, bundan belli düzeyde bir fatura ödenir diye düşünüyorum. O yüzden bu hassasiyetle yönetilmesi gereken bir şey gibi görünüyor bana da.

Ruşen Çakır: Evet, Hatem yavaş yavaş toparlayalım. Atladığımız bir şey var mı? Ve eğer yoksa nasıl toparlamak istersin Panorama TR'nin Eylül 2026 araştırmasını?
Hatem Ete: Şöyle, yani iki önemli süreç de önümüzdeki dönemde seçmeni hareketlendirecek bence, siyasal süreç. Bir yönüyle bu silahsızlanma sürecinin iktidar tarafından nasıl yönetildiği doğrudan seçmenin algısını belirleyecek. Burada da iki tane sınav var iktidarın önünde. Bir, bunu nasıl toplumsallaştıracak? Somut adımları öncesinde bu işi suhuletle yönetmenin yolunu bulacak mı? İkincisi, takvim. Bugüne kadar iktidar zamana yaymayı tercih ediyordu ama zamana yayıldıkça da bu sürecin somut çıktılarının alınmasıyla seçim kampanyası iç içe geçebilir. Bu da seçim kampanyasının bu sürecin söylemi tarafından rehin alınması gibi bir risk doğurabilir. Bu nedenle de ben iktidarın önünde bu silahsızlanma ile ilgili iki ciddi sınav olduğunu düşünüyorum. Hem toplumsallaşma ve siyasal olarak bunu yönetme hem de zamanı doğru ayarlama meselesi önemli. YENİ Parti ayağında bu seçmenin epeyce bir kısmını etkileyecek bir diğer önemli süreç. Burada da kongre önemli. Yani bir butlan sonrasında yeni bir partinin kurulması, CHP'nin marjinal düzeyde tutulması ilk etapta başarı. Ama buradan tekrar CHP'nin eski oy oranlarına dönülüp dönülmeyeceği ve muhalefet seçmeni nezdinde tekrar iktidar değişimi duygusunu güçlendirip güçlendiremeyecekleri de YENİ Parti’nin önündeki en ciddi sınav. Bunun için de kongre süreci önemli. Dolayısıyla önümüzdeki aylarda biraz bu iki siyasal sürecin seçmen davranışını nasıl şekillendireceğini takip etmeye devam etmek gerekir diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Teşekkürler Hatem. Çok sağ ol.
Hatem Ete: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Hatem Ete ile Panorama TR'nin Eylül 2026 araştırmasını konuştuk. Özellikle YENİ Parti’nin durumunu ele aldık. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
05.10.2026 AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
02.10.2026 Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi kullanım süresi dolmuşa benziyor
01.10.2026 Zincirlerinden boşanmış sansür siyasal iktidarı kurtarabilir mi?
01.10.2026 Hatem Ete ile söyleşi: Seçmen YENİ Parti-CHP ayrışmasında kime, ne ölçüde destek veriyor?
30.09.2026 Fon krizi seçmen davranışlarını nasıl etkiler?
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı