Muhafazakâr ailelerin seküler çocukları

01.07.2026 medyascope.tv

1 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. 2023 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için kampanyayı çok yakından izlemeye çalışmıştım. Özellikle Altılı Masa’nın önemli yerlerdeki mitinglerini yerinde izledim. Kayseri'ye de gittim, İzmir'e ve Ankara'ya da gittim. Birçok yere gittim ve işin ilginç tarafı o mitinglerdeki HTS kayıtlarım şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında tutuksuz yargılanmamda delil olarak kullanılıyor savcılar tarafından. Belli ki o mitinglere suçlanan başka kişiler de gitmiş. Neyse... Bunlardan Ankara'da olanı 12 Mayıs'taydı. İlginçti. Ankara aslında siyasi partiler için çok heyecanlı bir miting alanı değildir. Daha önce birçok partinin mitingini izledim ama bir İstanbul ya da bir Diyarbakır, hatta Trabzon gibi heyecanlı olmuyordu. Fakat bu 12 Mayıs'taki Altılı Masa mitinginde nispeten daha büyük bir kalabalık vardı. Yine de Altılı Masa'nın İzmir mitingine kıyasla daha az coşkuluydu ve orada mitingin başlamasını beklerken bir pankart gözüme çarptı ya da döviz diyorlar, gittim fotoğrafını çektim: "Muhafazakar ailelerin seküler çocukları." Hatta onu taşıyan genç arkadaşla da kısa da olsa bir sohbet ettiğimizi hatırlıyorum; gerçekten kendisi muhafazakar bir ailenin seküler çocuğuymuş. Mitinge gelmiş, belli ki Kılıçdaroğlu'na oy verecek ve de böyle bir dövizle karşımıza çıktı.
Sonra ne oldu? Aradan 3 yıl geçti. Önceki gün Deniz Göktaş'ın o meşhur videosunu, "Ölü Deniz"i izlerken, aynı kelimeyle, yani o pankarttaki aynı kelimeyle ilgili bir bölüm var: "Muhafazakar ailelerin seküler çocukları" diye. Kendisinin muhafazakar olmayan aileden gelen ve seküler olan birisi olarak, bu sonradan gelenlere karşı garip bir kızgınlığı vardı. İzlemişsinizdir, görmüşsünüzdür ama o kızgınlığın çok da böyle bir, hani nefret gibi olduğunu sanmıyorum. Şöyle diyor yani: "Siz 18 yaşına kadar her türlü şeyden yararlandınız. Ondan sonra dünya nimetleri, işte değişik şeyler; cinsellik, içki vesaire..." diyor ve "Birden sekülerliği keşfettiniz." Hani bunu, tapulu yere gecekondu kurmak gibi tarif etti. Şaka bir yana, Deniz Göktaş'ın bu olaya yer ayırmış olması, anlatısında, o şovunda yer ayırmış olması çok akıllıca, çok isabetli. Çünkü bu olgu, benim yıllardır anlatmaya çalıştığım bir olgu.
Türkiye'de, özellikle AK Parti iktidarının belli bir anından itibaren yaşanan çok ciddi bir trend söz konusu; bunu devletin kendi kurumlarının yaptıkları birtakım araştırmalardan da biliyoruz. Bir alarm hali var: "gençler gidiyor, çocuklar gençler gidiyor; deist oluyor, ateist oluyor" vesaire. Deist, ateist olup olmadıklarını bilmiyorum ama dine karşı mesafeli olmaya başlıyorlar. Bunun birçok nedeni var ama en önde gelen nedeni; ailelerinde özellikle AK Parti iktidarı döneminden sonra gözledikleri — aileleri ve muhtemelen yakın çevreleri de yine muhafazakar çevreler — orada yaşananlar, orada yaşananların pek bir heyecanının olmaması, ruhunun olmaması. Çünkü orada artık bir iktidarın parçası oluyorsunuz ve iktidarın nimetlerine herkes ulaşabildiği kadar, kimisi çok, kimisi az, onlardan faydalanıyorsunuz ve en büyük refleksiniz de bu nimetlerden olmamak; ona yönelik, onu engellemeye yönelik refleksler. Genç birisi için bunlar çok da cazip şeyler değil; çok tekdüze bir olay ve bir tavır yok. Heyecan yok, eleştiri yok. Tam tersine, eleştirilere karşı kapalılık var ve en önemlisi heyecan yok. Tabii ki bir diğer önemli husus da artık küreselleşmenin, dijital teknolojinin alabildiğine genişlemesi. Eskiden evlerinde bir hayat yaşayan çocuklar, gençler artık çok kolay bir şekilde Türkiye'nin neresinde olursa olsun; dağ başında da olsa, köyde de olsa, gecekonduda da olsa bir cep telefonu ile her şeye anında ulaşabiliyor ve aileler, o çevre, onun ulaştığı şeylere karşı rekabet edemiyor, engelleyemiyor.
Bir diğer husus da, şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Hep biz çocuklardan bahsediyoruz, yani muhafazakar ailelerin çocuklarından bahsediyoruz ama muhafazakar yetişkinler içerisinde de çok ciddi kopuşlar yaşanıyor. Ben sürekli olarak değişik yerlerden, Anadolu'dan — derin Anadolu derler ya — derin Anadolu'dan İslamcılığı ve hatta İslam'ı bırakmış insanlarla tanışıyorum. Bunlar işi gücü olan, belli bir konumu olan, bulundukları yerlerde belli bir itibarları olan insanlar ama kopmuşlar; geçmişlerine yönelik çok ciddi bir eleştiri ve özeleştiri süreci yapıyorlar ve daha şaşırtıcı olan, çok da öyle artık gizli saklı yapmıyorlar. Yani böyle kendi köşelerinde, birkaç kendisi gibi arkadaşla yürüttükleri bir hayat yok; sosyal hayatları var. Aileleri, yakın çevreleri de hatta onların bu pozisyonlarından haberdar ama onları ikna edemiyorlar. Bir şekilde o kopuş yaşanıyor.
Şunu vurgulamak istiyorum: Gençliğinde İslami hareketler üzerine çalışmış bir gazeteci olarak, bana "Bugün aynı çalışmayı, benzer bir çalışmayı tekrar yapar mısınız?" diye soran çok kişi oluyor. Ben bir kere yapamam, artık yaşımızı başımızı aldık ve genç meslektaşlarıma da Türkiye'de İslami gruplardan, cemaatlerden ziyade bunu araştırmalarını tavsiye ederim. Orada çok büyük bir dinamizm var, çok büyük bir arayış var ve giderek artan bir trend var. Benim İslamcılığı çalıştığım dönemde İslami hareket yükselişteydi; şimdi böyle bir yükseliş yok. Ve zaten Deniz Göktaş'ın da başına getirilmeye çalışılan, o benim "Engizisyon" dediğim olay da tam bundan kaynaklanıyor; baş edemiyorlar. Kendi içlerindeki çözülmeyi durduramıyorlar, bunlara yönelik argümanlar üretemiyorlar ve ne yapmaya çalışıyorlar? Güç gösterisi. Yani ikna ile, hadi diyelim ki İslami şeyle, tebliğiyle yapamadıklarını şiddetle yapmaya çalışıyorlar. Bugün, dünkü yayında da söyledim; yakın zamana kadar, belli bir zamana kadar İslamcı entelektüel diye bildiğimiz kişilerin şimdi yaptıkları tek şey, engizisyon katipliği gibi bir şey. "Aman şunu alın, bunu alın" tam bir, hani var ya, "alın bunu, alın bunu" yapıyorlar. Niçin? Sizin anlatınız kendi çocuklarını koruyamıyor. Yani kendi çocuklarını koruyamıyor derken, o alanın içerisinde tutamıyorlar. Böyle bir şey var.
Bununla baş edemeyince devlet eliyle toplumu hizaya getirmek ve göz korkutmak istiyorlar ama tam da tersi oluyor. Onlar ne kadar tepki verirse, baskıyla susturmaya çalışırsa, diğer arayışlar da daha da güçleniyor. Belki daha az görünür oluyorlar ama varlıklarını sürdürüyorlar; çünkü bugünün Türkiye'sine yönelik verebilecekleri bir cevapları kalmamış bir kesimden bahsediyoruz ve diğer yanda cevap arayan gençlerden bahsediyoruz; olay bundan ibaret. Evet, olay bundan ibaret. Bir tarafta düşen, bir tarafta da çıkmaya çalışan, aramaya çalışan, arayan; ne bulursa artık bunu kendisi gibileriyle paylaşmaya çalışan bir nesil var. "Dindar nesil", "kindar nesil" vesaire derken, işte o Ankara'daki mitingde gördüğümüz "muhafazakar ailelerin seküler çocukları" çıkıyor karşımıza. Ve birisi de kalkıyor, milyonlarca kişinin izlediği bir videoda bu olayın adını koyuyor. Aynı kelimelerle; "muhafazakar ailelerin seküler çocukları" ve eminim o 5 milyonu aşkın kişinin içerisinde o tür çocuklar, gençler çok var. Ve eminim onlar da şimdi Deniz Göktaş'a yapılmaya çalışılanlara asla hiçbir şekilde anlam veremiyorlar.
Evet, bugün bir şarkıcı ve oyuncudan bahsetmek istiyorum, Hümeyra'dan. Gerçek adı Fatma Hümeyra Akbay’mış. Ben onu hep Hümeyra olarak bildim. 1947 doğumlu. Benim onu bildiğim yıllar bizim de ilk çocukluğumuz ve ilk gençliğimiz diyelim. O tarihlerde Hümeyra batılı tür bir şarkıcı olarak çıktı karşımıza. Çok iyi bir eğitim görmüş. Çok katı bir çevrede, ailede büyümüş. Üniversite profesörü baba vesaire. Yabancı dadılar tarafından büyütülmüş. Ama genç yaşta müzikle tanışıyor. Dünyanın değişik yerlerine gidiyor. Kendisi de çalıyordu. Ve biz Hümeyra'yı, maalesef hâlâ öyle, yaşadığı çok büyük bir tatsızlıkla hatırlıyoruz; Fikret Hakan'la yaşadığı kısa evlilik ve Fikret Hakan'ın onu hastanelik edecek kadar dövmesi olayı. Hâlâ hatırlıyorum, yılını hatırlamıyorum ama çok utanç verici bir şeydi. O tarihte, ki o tarihte kadın hakları, kadına yönelik şiddet filan bu kadar gündemde değildi. Daha doğrusu bu kadar konuşulan, bir hak ve özgürlük alanı olarak konuşulan bir konu değildi. Ona rağmen çok büyük bir yankı uyandırmıştı. Sonra biz Hümeyra'yı sinemada da görmeye başladık. Filmlerde oynadı, dizilerde oynadı. Hâlâ sürdürüyor. Hâlâ özellikle televizyon dizilerinde, Netflix dizilerinde sürdürüyor ve sapasağlam ayakta Hümeyra. Hani tam tabiriyle yıkılmadı, ayakta. Ömer Kavur'la da kısa bir evliliği var. Ömer Kavur'la bir filmde tanışıyorlar, Ömer Kavur'un yönettiği bir filmdi. Hangisi olduğunu şimdi hatırlayamadım ama onu şey olarak hatırlıyorum. Nazım'dan, Refik Durbaş'tan şiirleri de bestelemiş birisi. Hümeyra hâlâ kendisinin sanatını icra ediyor, eski tabirle. Karşımızda, hep karşımızda. Umarım daha uzun süre kendisini izlemeye, artık eskisi kadar dinleyemiyoruz ama en azından izlemeye devam ederiz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
05.07.2026 Kemal Bey bizleri salacak mı?
04.07.2026 Neşemizi tabii ki çalamayacaklar
03.07.2026 Çözüm sürecinde çerçeve yasa muamması
02.07.2026 Muhtemel yeni parti için bazı notlar
01.07.2026 Muhafazakâr ailelerin seküler çocukları
30.06.2026 Prof. Serhat Güvenç ile söyleşi: "NATO Zirvesi yapılmasa daha iyi olabilirdi"
30.06.2026 Deniz Göktaş olayı: Meyve veren ağacı taşlıyorlar
28.06.2026 “İlliberal barış”
28.06.2026 Türkiye'de solcu olmak ve solcu kalabilmek mümkün mü?
27.06.2026 Özgür Özel'in Diyarbakır çıkartmasının anlam ve önemi
05.07.2026 Kemal Bey bizleri salacak mı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı