“Palyaço Ruşen”

13.01.2026 medyascope.tv

13 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Evet, Palyaço Ruşen. Nereden çıktı bu başlık? Bilenler bilir. Sevim Burak'ın ben 20 yaşındayken 1982'de yazdığı öykünün başlığı. Daha sonra bir kitap oldu. Bugün değişik bir şey yapacağım. Önce ithafla başlayacağım. ‘‘Palyaço Ruşen’’le başlayacağım. Sevim Burak'a ithaf ile başlayacağım. ‘‘Palyaço Ruşen’’ açıkçası okumaya korktuğum, okuyamadığım bir kitap. Aslında Sevim Burak da öyle. Sevim Burak benim yıllardır bildiğim, okuduğum ama tam olarak, nasıl söyleyeyim, kavramakta zorluk çektiğim çok zor bir yazar. Çok nevi şahsına münhasır bir yazar ama çok saygın bir isim. Bildiğim kadarıyla severim ama çok güvendiğim arkadaşlarım, bunların başında Reha Erdem ve eşi Niliş geliyor. Onlarla hep Sevim Burak’ın lafı dönüp dolaşıp muhabbetlerimizde karşımıza çıkar. Ona bir saygı duruşu yapmak istedim. Kendisi çok erken yaşta, önce bir mankenliği var. Amerika'da defilelere çıkmış. Erken yaşta evlenmiş ve sonra yazmaya başlamış. Reha'nın deyimiyle Türkiye'nin Beckett'i bir tür. Kimileri buna gerçeküstücü diyor. Çok farklı, kendi dili olan bir yazar ve hep hayal kırıklıkları yaşamış birisi. Anlaşılmamaktan, katıldığı yarışmalarda takdir edilmemekten çok bunalmış, bazen kendince protestolar yapmış birisi. En önemli kitabı 65'te çıkıyor. Kendisi henüz 34 yaşındayken, ‘‘Yanık Saraylar’’ öykü. Ama ayrıca ‘‘Sahibinin Sesi’’ diye bir oyunu var ve ‘‘Everest My Lord’’ ayrı bir kitabı. Palyaço Ruşen ne? ‘‘Palyaço Ruşen’’ öykü ama Sevim Burak'ın tamamlayamadığı bir romanın başkahramanı olduğu söyleniyor, ‘‘Mach 1’’ adında. Neyse, Sevim Burak'a saygıyla, sevgiyle bu yayını ithaf ediyorum ve biraz kendimden bahsedeceğim için onun için palyaço dedim.
Başımıza geçen hafta bir talihsiz olay geldi. Bilenler biliyordur. Sosyal medyada bayağı gündeme geldik. İsmail Saymaz'la beraber Silivri Cezaevi çıkışında yanlışlıkla bir kadın avukatın araba anahtarını alma olayı, onun sonra bunu sosyal medyada paylaşması ve ardından gelen yorumlar diyeyim ama yorum değil çok daha geniş ve çok geniş bir koalisyonla karşı karşıya oldum. Bu benim hayatımda yaşadığım sosyal medyada ilk linç değil. Hemen hemen her grubun lincini tatmış birisiyim ama bu sefer birbirinden farklı kişilerin bu konuda birleştiklerini gördüm. Bunu, nasıl söyleyeyim, not ettim dedim de neyime yarayacak bilmiyorum. Yani Yeni Şafak’ın, Oda TV'nin, Medya Radar'ın hepsinin birden atladığı, Fethullahçıların tabii atladığı bir şey. Çok açıkça bir salaklık yaptım. Yanlışlıkla İsmail'in eşyası diye eşyalarının arasında o avukat hanımın da anahtarını almışız. Çok tabii ki haklı bir şekilde kızdı, öfkelendi. Haklı, mağdur oldu. Ama sonunda anahtarı kendisine ilettim. Olayın ilk başlamasıyla anahtarın kendisine geçmesi arasında 3 saat falan var. Neyse belki 4'tür. Özür diledim, ki hakikaten onun öfkesini anlıyorum ve öfkesini aktarırken kullandığı bazı şeylere de ses çıkartmamayı tercih ediyorum. Ne dese haklıdır. Ama burada bir üşüşme hali oldu. Ben açıkçası hiç yazmamayı, cevap vermemeyi düşündüm. Çünkü baş edilecek gibi bir şey değildi. Ama Müge, eşim çok ısrar etti. Dedi ki: "Muhakkak söyle kayda geçsin." Evde bir tartışma çıktı o konuda. Ama sonra dün çok güvendiğim bir arkadaşla sohbet ettiğimde o da aynı şeyi söyledi ve ben dedim ki: "Müge haklı galiba." dedim ve oturdum bir özür yazısı, olayın nasıl yaşandığını özetleyen bir özür yazısı yazdım, Medyascope'ta yayınladık. Benden biraz sonra da İsmail Saymaz sosyal medyada bir özür metni kaleme aldı. Ama tabii ki insanlar hâlâ laf ediyorlar. Şu oluyor, bu oluyor. Adımız hırsıza çıktı. Kimileri anahtar da değil araba çaldığımı söylüyor. Evet, bu da sosyal medyada yapılan aslında komik bir görsel. Ne denir? Ben olmasam çok komik ama benim, böyle bir şey var. Bunlar oldu. Hepsini bir şekilde insan sineye çekiyor ama bir yerden sonra diyor ki: "Ya niye böyle oluyor?" diyor. "Niye insanlar bu kadar insafsız?" vesaire. Tamam, yanlış yapmışım. Hep bunu derdim zaten; ‘‘Ya kazara bir şeyi yanlış yapsak başımıza neler gelir?’’ derdim ve bu olayı yaşadım. Çok uzatmayacağım. Baver Hanım'dan tekrar özür diliyorum, Baver Karakuş'tan. Kendisi inşallah yazdığım metni yeterli bulmuştur, bilemiyorum. Ama bir not geçmeden edemeyeceğim.
Şimdi ben dün bu metni kaleme aldığım, üzerinde çalışmaya başladığım sabah 10-11 gibi bir sırada bir gazeteci, eski arkadaşım diyeceğim artık, şöyle bir şey yazdı: "Ölü balık taklidi büyük rezilliklerde siyasetçiler tarafından sıkça kullanılır. Bazen işe de yarar ama gazeteciler yaptığında gerçekten ölü balık olup kokuşurlar." dedi Cengiz Erdinç. Evet, ölü balık olmuşum, kokuşmuşum ve birisi de hemen oraya anında atlamış. Ama biraz bekleseydi, hani bir saat falan bekleseydi balığın hâlâ can çekişmekte olduğunu, en azından ölü olmadığını görürdü. Ne diyelim? Hayat böyle insana öğretiyor. Bir başka şeyi de paylaşayım, onunla noktalayayım. Bu da siyasi olarak tamamen zıt bir yerde olduğumuz, hayatta galiba bir ya da iki kere gördüğüm, ki Cengiz'le yıllarca tanışır, ederiz, birlikte iş yapmışlığımız çok olmuştur, ama Sinan Burhan'ın şöyle bir paylaşımı var: "Siyasi görüşlerimiz farklı. Kimi zaman karşı karşıya geldik ama başkasının arabasını aldı, çaldı gibi iddialara inanmam söz konusu olamaz. Mücadelenin de bir haysiyeti olmalı." demiş. İşte hayat bazen böyle, bazı durumlarda kimin nerede nasıl durduğunu da bize gösteriyor. Tabii ki bu söylenenler benim yaptığım işin, istemeden de olsa yaptığım o anahtar alma, yanlışlıkla alma olayının bir yanlış olduğu gerçeğini değiştirmiyor ve Baver Karakuş'un mağdur olduğunu ve şikayetinde haklı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ama bir de şu var ki bu ülke zaten çok zor bir ülke ve bu ülkede sosyal medya denen şeye maalesef yaptığımız iş nedeniyle ona mecburuz, mahkumuz. Sosyal medya denen yere de Allah kimseyi düşürmesin diyeyim. Ben düştüm. Allah sizin yardımcınız olsun. Evet, Palyaço Ruşen'den bu kadar. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
17.01.2026 Ahmed eş-Şara hakkında aykırı düşünceler
16.01.2026 “Ya sev ya terk et”ten “Furkan günlerindeyiz, safınızı doğru seçin”e
15.01.2026 İran’da rejim değişikliği ihtimali Türkiye’deki İslamcıları da böldü: Kaygı, korku ve çelişkiler
14.01.2026 Roj Girasun ile söyleşi: Halep’ten sonra Suriye’nin ve Türkiye’deki çözüm sürecinin geleceği
14.01.2026 Hangi Öcalan?
13.01.2026 Dr. Ezgi Uzun Teker ile söyleşi: İran’da rejim mi değişecek yoksa rejim kendisini mi değiştirecek?
13.01.2026 “Palyaço Ruşen”
12.01.2026 Silivri’deki anahtar olayı ve bir özür
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı