Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: Bahçeli ne diyor, Erdoğan ne yapıyor?

04.02.2026 medyascope.tv

4 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Burak Bilgehan Özpek, Profesör Burak Bilgehan Özpek olacak değil mi? Burak, Bahçeli’nin bu konuşması tabii herkesin ilgisini çekti. Sosyal medyada gördüm. Bunun ‘‘uzaya edilmiş sözler’’ olduğunu söylemiştin. Yanlış mı söylüyorum? Mealen öyle hatırlıyorum. Tam olarak ne diyorsun? Bir de izleyicilerimize anlatır mısın?
Burak Bilgehan Özpek: Evet. Merhaba Ruşen abi. Uzay boşluğunda yankılanıyor, son bir buçuk senede olduğu gibi. Yani bu sözlerin Erdoğan tarafından karşılık bulması lazım ve Devlet Bahçeli’nin durduğu noktayı rasyonel olarak açıklaması gerekiyor. Yani şu anda elimizde Bahçeli’nin niçin bu çözüm sürecini başlattığı, niçin Öcalan’a bu kadar önem atfettiği ve niçin bu tip konuşmaları karşılık alamamasına rağmen sürekli yaptığına dair cevapsız sorular var maalesef. Yani siyasi kariyerini tamamıyla PKK karşıtlığı üzerine kurmuş, bütün siyasi söylemini rakiplerini PKK ile yakınlaştırarak ve kendisini rakiplerinden ayrıştırarak kurmuş bir MHP’den bahsediyoruz. Bir sabah uyanıyor ve Öcalan’a umut hakkından bahsediyor. Bir komisyon önerisinde bulunuyor. Demirtaş’ın işte içeriden çıkması gerektiğini söylüyor. Ahmet Türk’ün yeniden göreve dönmesini söylüyor. Bunlar yeni olan hadiseler değil. Yaklaşık bir buçuk senedir bunları duyuyoruz. Fakat bunlara dair rasyonel bir açıklama yok. Özellikle birkaç hafta önce Suriye’de SDG ile Şam hükümeti arasında yaşanan çatışmalar ve çatışmaların akabinde ancak bir anlaşma zemininin oluşması, Bahçeli’nin durduğu ve kendisini meşrulaştırdığı jeopolitik söylemi de bence biraz boşa çıkardı. Dolayısıyla ben gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Yani Devlet Bahçeli’nin bir şekilde niçin böyle bir savrulma yaşadığını açıklaması gerekiyor. Yani bunları söylemesi, tamam anlıyorum ama niçin bunları söylediğini çıkıp toplumla tartışması lazım. Yani biz sürekli olarak Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına şaşırıyoruz çünkü ondan bunları beklemiyoruz. Fakat niçin böyle bir dönüş yaptığını bir kavramla, bir mantıkla açıklaması gerekiyor. Yani kamuoyunun bir siyasetçiden bunu talep etmesi gerekiyor. Öncelikli olarak bunu söyleyeyim. İkincisi de Devlet Bahçeli ile Tayyip Erdoğan arasındaki ilişkiye dair cevapsız sorular var. Yani sürekli olarak hükümet sorumluluğu olmayan bir aktör olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin sanki hükümet politikasını milli güvenlik adına ve devletin o strateji odası adına onayladığı bir hikaye izliyoruz on senedir. Şu anda da benzer bir kavram üzerinden belki hareket etmeye çalışıyor. Yani Devlet Bahçeli’nin söylediği şey; ‘‘Biliyorum şaşırdınız ama devlet aklı böyle bir karar aldı, ben de bunu siyaseten temsil ediyorum.’’ demek. Ancak Tayyip Bey buradan uzak durdukça ve cevap vermedikçe o devlet aklına sığınan politika dönüşü, politika manevrası da biraz havada kalıyor gibi. Burada uzay boşluğuna gitmeden dünyada kalabilmesi için bir cevap bulması lazım bu Bahçeli’nin söylediklerinin. Gördüğümüz üzere son bir buçuk senedir Türkiye’de Öcalan’la ilgili herhangi bir gelişme olmadı. Demirtaş’la ilgili bir gelişme olmadı. Kayyumlar geri çekilmedi. Yani baktığınızda bir Kürt siyasetçisinin, bir DEM Parti siyasetçisinin toplum içerisine çıktığı zaman muhatap olacağı "Biz ne kazanıyoruz da bu masadayız?" sorusuna vereceği bir cevap da yok. Devlet Bahçeli’nin de Milliyetçi Hareket Partililerin de toplum içine çıktıkları zaman "Ne oldu da biz bu sürecin içerisine girdik ve Öcalan’dan, umut hakkından bahsediyoruz?" diye sorulduğunda vereceği bir cevap yok. Dolayısıyla böyle uzay boşluğunda gerçekleşen bir konuşma gibi görüyorum ben.

Ruşen Çakır: Şimdi sen de bahsettin. Bahçeli bunları ilk defa söylemiyor. Demirtaş’a daha önce de özgürlük istedi. Öcalan konusunda ‘‘umut hakkı dahil’’ diye lafları da var. Ahmetler konusu zaten ortada. Ahmet Türk’ü ve Ahmet Özer’i kastediyor. En son Ahmet Özer’in aldığı ceza üzerine de sert bir açıklama yapıldı biliyorsun MHP’den vesaire. Şimdi kimileri bunu iyi polis, kötü polis olarak tarif ediyor. Sen biraz bahsettin, yani Erdoğan’la ilişkisi kafaları karıştırıyor diye. Tam olarak nedir? Yani şunu düşünüyor musun mesela: Bahçeli bu konularda samimi olarak istiyor ama Erdoğan direniyor ve ortaklığı bozamadıkları için de sürekli medya üzerinden ya da kamuoyu üzerinden Bahçeli Erdoğan’a çıkış mı yapıyor?
Burak Bilgehan Özpek: Orası biraz netameli işte. Yani orada ben tam olarak ne olduğunu size anlatamam ama şunu söylemek isterim. Bunlar iki farklı siyasi parti. Bunu daha önce de konuştuk Ruşen abi. Ve birbirleriyle olan ilişkileri böyle pazara kadar değil mezara kadar devam edecek bir ilişki olamaz. Yani bunların kadroları ayrı, işte çıkarları ayrı. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi baraj altı kalınacak denen dönemde bile kendi listesiyle seçime girdi dikkat ederseniz. Yani AKP’nin içerisinde erimemek için çok ciddi gayret sarf ediyor. Ve birbirleriyle konumlanış biçimleri de farklı. Yani muhalefet mesela adayını çıkartırken ne kadar zorlandı, yine zorlanacak. Ama Milliyetçi Hareket Partisi iktidardan hiçbir pay istemeden, hiçbir sandalye istemeden Tayyip Erdoğan adaylığına destek veriyor. Bunun karşılığında aslında çok şeffaf olmayan iktidar nimetlerinden tabii ki faydalanıyor. Yani aslında demokrasilerde güç paylaşımı çok normaldir ve kamuoyu önünde yapılması gerekiyor. Ama o değil. Yani Devlet Bahçeli sanki daha çok Erdoğan’ın başkanlığını gerçekleştiren, Erdoğan’ı başkan yapan insan olarak bir yerde konumlanmaya çalışıyor ve konumdan da memnun. Öyle ki o "king maker" dediğimiz kral olmayan ama kralı kral yapan kişi konumu Devlet Bahçeli’nin kendine has bir iktidar alanına sahip olmasını da beraberinde getiriyor. Yani onunla fotoğraf çektirenler kanuni müeyyidelerden muaf oluyorlar. İşte insanlar hükümet kanalıyla bir sıkıntı yaşadıkları zaman Devlet Bahçeli’ye gidiyorlar. O vesileyle çözüyorlar. İşte ne bileyim, aforoz edilen bir gazeteci mesela, kamuoyu tepkisi sonucunda ekranlara veda eden bir gazeteci Devlet Bahçeli ile görüşüp tekrar ekranlara geri dönebiliyor. Yani böyle kendine has bir iktidar alanı var ve Devlet Bey’in ben bunu korumaya çalıştığını düşünüyorum. Yani önümüzdeki dönemde yeni bir oyun kurup kendisini yeniden "king maker" olarak yani kralı kral yapan kişi olarak konumlandırmak istediğini düşünüyorum. Burada da işte dünkü o ‘‘erken seçim olmayacak’’ söylemi falan da biraz anlamlı. Yani eğer yeniden aday olmak istiyorsa Tayyip Erdoğan’ın ciddi anlamda bir anayasa değişikliğine, bu anayasa değişikliğinin de işte DEM-MHP-AKP ortaklığıyla yapılması gerektiğine dikkat çekiyor gibi düşünüyorum açıkçası. Yani biz Cumhur İttifakı blokunu böyle ahenkli, son derece koordinasyon içerisinde bir siyasi ittifak olarak görmemeliyiz bana sorarsanız. Çünkü Ruşen abi, ben şimdi şu soruyu soruyorum. Geçen yaptığımız programda da size söyledim. Şimdi Devlet Bahçeli’nin mesela beklentisi bu olabilir, biraz önce açıkladığım şeyler. Yani sistem içerisindeki konumunu minimum enerji sarf ederek, minimum siyaset yaparak olabildiği kadar, olabildiğince maksimize etmek. Mesela Devlet Bahçeli’nin bence son on senedeki bütün siyaseti bu. Hatta 2018 seçimlerinden önce zannediyorum bakmıştım ben, üç tane miting yapmıştı genel seçimlerden önce, %10 oy almıştı. Yani harcadığı enerjiye göre siyaseten kapladığı alanı maksimize etmek istiyor. Bu Devlet Bahçeli’nin çıkarı olabilir. DEM Parti’nin bir çıkarı var. DEM siyasetin dışına itilmişti, sistemin dışına itilmişti. Şimdi yeniden makbul bir aktör olmak, belediyelerini almak; yanılmıyorsam 73 tane belediyesi var, bu belediyelerin bürokrasisine hakim olmak istiyor olabilir. DEM Parti’ye yakın, partiyi finanse eden, kaynak sağlayan iş adamları kamu ihale pastasına girmek istiyor olabilir. İşte Öcalan mesela çok eğer kabul görürse bütün Kürtlerin temsilcisi olarak tescil edilmek istiyor olabilir. Yani 1978’den bu yana en büyük arzusu buydu. Bunların hepsi tamam. Peki bunlara Erdoğan’ın niçin ‘‘evet’’ diyeceği sorusu benim kafamda çok net değil. Yani baktığınız zaman Erdoğan’a verdikleri şeyler zaten Türkiye’de faaliyetleri bitmiş olan PKK’nın silah bırakması ve Şam hükümetiyle askeri bir operasyondan sonra masaya oturmaya razı olan bir SDG. Yani burada Öcalan’ın bir rolü yok, bir katkısı yok, bir payı yok. Üstelik araştırmalar da Öcalan’ın çok ciddi anlamda alerji duyulan bir isim olduğunu gösteriyor. Yani Öcalan’a bu umut hakkı falan tanındıktan sonra AKP’nin mevcut ekonomik kriz koşulları altında popülaritesini çok da koruyamayacağı da aşikar. Yani niçin bunu söylüyorum? Şu İmralı Adası ziyaretini bile utangaç bir şekilde gizli kapaklı falan yaptılar. Yani bu toplumla çok paylaşılan, paylaşılması istenen bir hadise değil. Şimdi durum böyleyken Öcalan jeopolitik olarak bir rol oynayamıyor, bir şey kazandıramıyor. Erdoğan’ın nezdinde bir karşılığı yok. Peki Erdoğan buradan ne kazanacak? Yani masaya oturarak da ciddi anlamda bir oy kaybedecekse Erdoğan’ın buradan bir şey kazanması gerekiyor ki devam edebilsin.

Ruşen Çakır: Zaten sen baştan itibaren bu konuda çok temkinli ve eleştirelsin. Şimdi biz "Çözüm süreci ikinci sezon" diye başlık verdik biliyorsun. İkinci sezonda da pek bir şey beklemiyorsun diye çıkarıyorum. Yanılıyor muyum?
Burak Bilgehan Özpek: Yani ortaya net tekliflerin çıkması lazım Ruşen abi. Şimdi biz siyaset bilimcileri olarak siyasal davranışlara bakarız. Siyasal davranışların motivasyonları vardır. İşte güç ve çıkar diye özetleyebilirim bunları. Şimdi Erdoğan’ın siyasi amacı yeniden seçilmekse ve yeniden seçilmek için siyasi ekosistem farklı önerilerle gelecekse mesela onu oturup konuşabiliriz. Bu şu demektir: İşte MHP ve DEM açık bir şekilde Erdoğan’a şunu söyleyecekler, "Yeniden seçilmek için anayasayı değiştirmeye ihtiyacın var. Biz de seninle birlikte anayasayı değiştireceğiz ve senin yeniden seçilmen karşılığında bu süreci devam ettireceğiz." Yani sürecin Erdoğan açısından amacı yeniden seçilmesini mümkün kılmak olacak. Bununla birlikte sistemin içerisinde diğer aktörler de var. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi var. Cumhuriyet Halk Partisi acaba buna ne diyecek? Erken seçim konusunda mesela bence Özgür Özel ısrarcı. Yani Tayyip Erdoğan’ın çıkıp yarışmasını ve CHP adayı karşısında kaybetmesini arzu ettiğini söylüyor. Mesela Özgür Özel’in bu tavrı MHP ve DEM’i boşa çıkartıyor. Yani Tayyip Erdoğan’ın o tavizleri vermesine gerek kalmayacak ve popülaritesinin aşınmasına gerek kalmayacak. Ya da şunu konuşacağız; Tayyip Erdoğan’ın ötesinde bir durumdan bahsedebiliriz. Yani Erdoğan sonrasında Türkiye’yi kimin idare edebileceği meselesi gündeme gelebilir. Bununla ilgili de işte Bilal Erdoğan tartışması son zamanlarda yapılıyor. Belki onun için bir opsiyon sunabilirler. Fakat bunların hiçbir tanesi şu anda konuşulmadığı için altı boş, dibi boş, hangi mantığa dayandığı belli olmayan bir radikal siyasi dönüş izliyoruz biz bir buçuk senedir. Yani Devlet Bey özellikle son Suriye gelişmesinden sonra bütün zeminini kaybetti. Yani şimdi ortada jeopolitikle alakalı bir durum yoksa ve Devlet Bahçeli’nin demokratik bir idealizmle hareket ettiğini düşünmüyorsak iç siyasetle alakalı bir durum vardır ve neyin pazarlığının yapılacağını bizim bilmemiz lazım. Erdoğan aday olmak istiyor ve olamıyor mu? Ya da Erdoğan kendisinden sonrası için yeni bir siyasi sahne mi hazırlıyor? Bu mu konuşuluyor? Şimdi bunları bildiğimiz zaman ben bir şeyler söyleyebilirim ama şu anda tek söyleyebileceğim şey ne demokratikleşmeyle ne jeopolitikle alakalı bir durum söz konusu. İç politikada bir yeniden hizalanma sürecinin içerisindeyiz. Ve Bahçeli’nin söyledikleri bu açıdan ne zaman anlam ifade eder? Sadece Erdoğan’ın çıkar tanımlamasını biz öğrendiğimizde ve Bahçeli’ye cevap verdiğinde anlam ifade eder. Yoksa onun dışında pek bir gelişme beklemiyorum açıkçası.

Ruşen Çakır: Evet, Burak çok teşekkürler. Kafan çok net. Umarım ben de bir gün bu netlikte olurum. Hakikaten şey olarak söylemiyorum, böyle bir laf sokma değil gerçekten. Çünkü yani kendimi düşünüyorum. Yani, neyse...
Burak Bilgehan Özpek: Ruşen abi, bir şey söyleyeyim. Şöyle bir durum var. Şimdi bizim görebildiğimiz veriler çok kısıtlı dediğim gibi. Yani biz aktörlerin siyasi beklentilerini ne zaman öğrenebiliriz? Bizimle paylaştıkları zaman öğrenebiliriz. Şimdi Bahçeli bizden neyi bekliyor? Diyor ki işte "Türkiye büyük bir cenderenin ortasında. İsrail, Amerika falan." Yani öte taraftan bakıyoruz işte Türkiye Trump’la çok samimi, İsrail’le Ahmed eş-Şara Paris’te anlaşma imzalıyor falan. Yani demek ki böyle bir şey yok. Demokratikleşmesini mi bekliyoruz? Yani Bahçeli demokratikleşti mi? Buna mı inanalım? Buna da inanmıyoruz tabii ki. O yüzden bu aktörler çıkıp açık açık bizimle çıkarlarını konuşacaklar ki, kamuoyuyla paylaşacaklar ki biz de neyin pazarlığını yaptıklarını bilelim. Yoksa benim kafam açıkçası bunun için net. Yani bir şey bilmediğim için net. Sizler de mesela burada "Acaba planı ne olabilir Bahçeli’nin?" diye tartışıyorsunuz. Çok fazla spekülasyon yapmamak lazım. "Bilmiyoruz." deyip bırakmak lazım. O zaman kafanız çok net oluyor.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Burak. Çok sağ ol.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
06.02.2026 Epstein skandalı ve Noam Chomsky’nin yarattığı hayal kırıklığı
05.02.2026 “Büyük medya” krizdeymiş!
04.02.2026 Murat Aksoy ile söyleşi: CHP’nin Kürt sorunuyla imtihanı
04.02.2026 Çözüm sürecinde sil baştan
04.02.2026 Yüksel Genç ile söyleşi: Suriye’de yaşananlar Kürtlerin çözüm sürecine bakışını nasıl etkiledi?
04.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: Bahçeli ne diyor, Erdoğan ne yapıyor?
03.02.2026 Abdullah Öcalan’a açık mektup ve 20 soru
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı