Doç. Vahap Coşkun ile söyleşi: Çözüm süreci niçin sessizliğe gömüldü?

28.10.2026 medyascope.tv

28 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Bir çözüm sürecimiz vardı mı, hâlâ var mı? İşte bunu konuşacağız. 2 yıl önce, 2 yılı bile geçti, başlayan bir süreç ama ne zamandır tam bir sessizlik hâkim. Konuşulmuyor, edilmiyor. Birtakım temaslar olduğunu görüyoruz ama ne olduğunu tam bilemiyoruz. İşte ne durumdayız, bunları Doçent Vahap Coşkun'la konuşacağız. Vahap, merhaba.
Vahap Coşkun: Merhaba, iyi yayınlar.

Ruşen Çakır: En son seninle 18 Eylül'de yapmışız ki seninle bu süreç boyunca çok sayıda yayın yaptık ve süreci bir anlamda takip ettik 2 yıl boyunca. Çok sağ ol. Şimdi bir sessizlik var. Bu sessizlik aslında... Bu sessizlikten neredeyse toplumun büyük bir kesimi memnun. Bir tek Kürt hareketi ve Bahçeli biraz rahatsız anladığım kadarıyla. İktidar, AKP kanadı özellikle fon meselesiyle çok fazla yoğunlaşmış durumda. CHP, YENİ Parti bunlar da çok fazla girmiyor. Sürece karşı olanlar da bu sessizliği hayra yoruyorlar kendileri açısından. Nedir bu sessizlik sence? Neden?
Vahap Coşkun: İki sebebi var belki bu sessizliğin. Bunlardan bir tanesi Türkiye'nin gündeminde şu anda çok daha yakıcı konular var. Demin bahsettin abi sen de, örneğin fon meselesi. Bu fon meselesi hem iktidarın hem de muhalefetin mesaisinin büyük bir kısmını kaplıyor. İktidar bu fon meselesinden mümkün olan en az zararı alarak çıkma uğraşısında. Diğer taraftan muhalefet ise bu fon meselesinin iktidarın bugüne kadar karşı karşıya geldiği en büyük sorunlardan biri olduğunun bilinciyle bu konu üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla toplumun önemli bir kısmı burada yapılıp edilenlere daha fazla ilgi gösteriyor. Birincisi bu. İkincisi, bu süreç içerisinde gerçekten somut olarak nitelendirilebilecek bir adımın atılmamış olması, yani bu dönem içerisinde bir adımın atılmamış olması da bu konuyu konuşmanın veya bu konunun gündeme gelmesinin önündeki engellerden bir tanesi. Herkes bir şekilde Milli Güvenlik Kurulu kararının verilmesine odaklanmış durumda. Dolayısıyla bu kararın gündeme gelmesi, yayınlanması belki süreç içerisinde bir hareketlenmeyi yaratır. Ama buna dair de sürekli bir erteleme söz konusu, onu görüyoruz. Bu da bir anlamda bir sessizliğin veya kamuoyunun ilgisinin başka yönlere geçmesinin bir nedeni olarak okunabilir. Fakat Ruşen abi, bence burada biraz daha dikkatli bir bakışa, biraz daha dikkatli bir okumaya ihtiyacımız var. O da şu; bizim, kamuoyunun doğrudan haberdar olduğu gelişmeler olmasa da sahada birtakım işlerin yürüdüğünü veya bir mekanizmanın çalıştığını çıkartabiliyoruz yine tarafların yapmış olduğu açıklamalardan. Örneğin geçtiğimiz iki hafta içerisinde PKK yönetiminden çeşitli isimler açıklamalarda bulundular: Murat Karayılan, Mustafa Karasu ve Bese Hozat. Onların vurgularında, yaptıkları açıklamalarda ortak birtakım temalar vardı. Bu ortak temaların en önemlisi şu; hükümet ile, devlet ile çeşitli seviyelerde ve yoğunluklu bir şekilde görüştüklerini ifade ediyorlardı ve bu görüşmenin neticesinde birtakım adımların atıldığını söylüyordu. Özellikle Murat Karayılan üç önemli gelişmenin altını çizdi. Birincisi, Türkiye'deki bütün silahlı unsurlarını çektiklerini, Mardin ve Diyarbakır başta olmak üzere bütün silahlı unsurlarını çektiklerini belirtti. Yani artık Türkiye sınırları içerisinde herhangi silahlı bir PKK mensubunun olmadığını söyledi. Bu bir. İki, kendilerinin özel ve gizli bir şekilde görevlendirdikleri yapıların olduğunu, devletin bu konuda son derece büyük bir hassasiyet gösterdiğini ve sürecin başından itibaren bu yapıların tasfiye edilmesi gerektiği konusunda kendileriyle talepte bulunduklarını söyledi Karayılan. Ve bu talebin de karşılandığını, yerine getirildiğini söyledi. Ve üçüncü olarak da bu Kürdistan bölgesindeki kampın boşaltılması. Bu kamp lojistik olarak önemli bir kamptı. Nitekim Anadolu Ajansı tarafından bu kampın boşaltıldığına dair görüntüler medyaya servis edildi. Yine güvenlik kaynaklarına dayanılarak bu konu, burada kampın tamamıyla boşaltıldığı yönünde topluma bir bilgi verildi. Dolayısıyla bu üç önemli adımın atıldığını söyledi. Yine burada devlet ile çeşitli kanallar üzerinden görüşmelerin sürdürüldüğünü de ifade ettiler. Bu görüşmeler hem PKK ile devlet arasında var hem de muhtemelen DEM Parti ile iktidar arasında da var. DEM Parti ve iktidar arasındaki görüşmeler çeşitli vesilelerle kamuoyuna duyuruluyor ama muhtemelen bizim bildiğimiz görüşmelerden çok daha fazla görüşmeler de yapılıyor. Dolayısıyla PKK ve DEM Parti devletin talebi üzerine bu üç önemli kritik adımı attıklarını, bundan sonra adım atma sırasının iktidarda olduğunu, sürecin ilerlemesi, bir sonraki merhaleye geçilebilmesi için iktidarın artık adım atması gerektiğini ifade ediyorlar. Şu anda böyle bir pozisyondayız.

Ruşen Çakır: Burada bir de tabii Şengal meselesi var. Oradaki güçlerin Irak ordusuna entegre edilmesi. O da aslında çok önemli bir gelişme ve bizdeki süreçle de doğrudan ilintili herhalde, değil mi?
Vahap Coşkun: Elbette. Yani bizim süreç zaten başından itibaren bölgesel dinamikler tarafından bir nevi belirlendi ve bu dinamiklerin gelişim seyrine bağlı olarak da sürecin içerisinde birtakım adımlar atıldı. İki dinamik son derece önemliydi. Birisi Suriye, biliyorsunuz. Özellikle bu yılın başında Suriye'de meydana gelen olaylardan ötürü Ocak ayında neredeyse süreçle ilgili hiçbir adım atılmadı. Çünkü Halep'te başlayan gerginliğin ne olacağı konusunda taraflar bir bekleme ihtiyacı hissettiler. Daha sonra bu mesele bir şekilde çözüldü. SDG sisteme dâhil oldu ve orada Türkiye'nin arzuladığı şekilde bir tablo ortaya çıktı. Bu bir. İkincisi, yine Türkiye başından itibaren özellikle Şengal konusunda son derece büyük bir duyarlılık gösteriyor ve buranın da boşaltılması gerektiğini ifade ediyor. PKK'ye yakın gruplar veya PKK'li gruplar tarafından buranın boşaltılması gerektiğini ifade ediyor. Tam Suriye'deki gibi olmasa da — çünkü yapısal açıdan birtakım farklılıklar var — burada da YBŞ'nin, yani PKK'ye bağlı olan güçlerin Irak hükümetine veya Irak merkezi hükümetine bir şekilde dâhil olduğu ifade edildi. Bu sürecin başladığını ve bir yıl içerisinde bu entegrasyon sürecinin sona ereceği ifade edildi. Bu da Türkiye açısından önemli unsurlardan bir tanesi. Dolayısıyla bölgesel dinamikler açısından baktığınızda da hem Suriye'deki gelişmeler hem Irak'taki gelişmeler Türkiye'nin istediği bir seyir izliyor. Irak'ta merkezi hükümetin giderek daha fazla bir alan kazandığı görülüyor. Bu, Türkiye'nin izlediği siyaset ile uyumlu bir tabloyu ortaya çıkartıyor. O nedenle hani oradaki gelişmeler de sürecin ilerlemesi açısından bir nevi olumlu bir tablo ortaya çıkartmış durumda. Bu da hükümetin artık devreye girmesi ve süreci hızlandıracak olan faaliyetleri yerine getirmesi gerektiğine dair kanaatleri güçlendiriyor.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var. Irak'tan bahsetmişken, şimdi malum geçen sene yaptığımız yayında da konuşmuştuk. En kritik hususlardan birisi sayılarının 800'e yakın olduğu söylenen üst düzey yöneticilerin vesaire beklemesi. İlk aşamada, yasaya göre ilk aşamada onlar yararlanamıyor. Bekleyecekleri yer konusunda üçüncü ülke istenmediğini de biliyorduk ve Irak'ın kuzeyinde Kürtlerin denetimindeki coğrafyada bir şekilde yaşamaları, beklemeleri söz konusu olacak diye düşünüyorduk. Ama geçen bir yerde karşıma çıktı, çok emin olamadım. Sen biliyor musun o konuyu? Irak'ta Kürtler bunu pek istemiyormuş. Yani örgütün üst düzey yöneticilerinin vesaire ne kadar süreceği belli olmayan o geçiş döneminde onların topraklarında kalmasını istemiyormuş gibi. Bu konuda bir bilgin ya da görüşün var mı?
Vahap Coşkun: Evet. Bu başından beri aslında konuşulan konulardan bir tanesi. Yani daha önceki çözüm süreçlerinde bu PKK yöneticilerinin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi söz konusu olmuştu. Ama burada üçüncü bir ülke değil de özellikle Kürdistan bölgesinde kalmaları yönünde bir görüş belirmişti. Ama başından itibaren muhtemelen Kürdistan Bölgesel Yönetimi bu fikre biraz mesafeli yaklaşıyor. Yani PKK’nin yönetim kadrosunun Kürdistan sınırları içerisinde olmasının birtakım tartışmalara, gerginliklere sebebiyet vereceğinden hareketle onlar böyle bir yönetici kadronun burada tutunması yönüne oldukça mesafeliler. Yani en son Süleymaniye'deki bir toplantıya katılmıştık, birlikteydik orada. Orada da hani Kürt yetkililerle konuştuğumuzda bu mesafelerini net bir şekilde hissettirmişlerdi. Bu Türkiye'nin aslında çözmesi gereken bir sorun. Şimdi bu PKK'nin silahsızlandırılmasına ilişkin yasa çıkarken benim naçizane vurguladığım en önemli husus herhangi bir kimsenin dışarıda bırakılmaması gereğiydi. Yani PKK'nin yönetim kadrosu, Öcalan da dâhil olmak üzere, PKK'nin yönetim kadrosunun bir şekilde bu süreç ile ilintilendirilmesi gerektiği kanaatindeydim. Bunun çeşitli hukuki yöntemleri vardı. Yani kademelendirme sistemi bu yöneticileri de kapsayacak şekilde çeşitlendirilebilirdi. Bekleme süreleri onlar için farklı bir şekilde öngörülebilirdi. Ama hiç kimsenin kendisini dışarıda bulmayacağı, dışarıda hissetmeyeceği bir hukuki ve siyasi çerçeve çizilebilirdi. Maalesef o dönem hükümet özellikle yönetim kadrosuna yönelik bir düzenlemeyi topluma anlatamayacağı düşüncesinden hareketle bunları dışarıda bıraktı, böyle bir tablo ortaya çıktı. Tabii bu çözülmesi gereken bir sorun. Çünkü PKK yöneticilerinin açıklamalarından da görüyoruz ki şunu ifade ediyorlar: "Biz gelemeyeceğiz Türkiye'ye ama bizim komutamız altındaki silahlı unsurlara Türkiye'ye gidin diyeceğiz." Şimdi bu nasıl olacak? Yani "Bizim gelemediğimiz bir yere başka insanları biz nasıl göndereceğiz ve oraya geldiklerinde nasıl bir tablo ile karşılaşacaklar?" Bu önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Burada zannediyorum hükümetin iki yönlü bir düşüncesi olabilir. Bunlardan bir tanesi yine Öcalan'ı devreye sokmak. Öcalan'ın burada hükümet ile yapacağı görüşmelerde bir mutabakata varması ve bu mutabakat üzerinden kendi silahlı unsurlarının Türkiye'ye gönderilmesi için bir çağrıda bulunması. Bu önemli. Bir diğeri de kâğıda dökülmeyen ama sözlü olarak konuşulmuş olan bazı mutabakatlar olabilir. Yani bir aşama aşıldıktan sonra diğerleri için de bir yasal düzenleme yapılacağına dair taraflar arasında görüşmeler olabilir. Ama şu veya bu şekilde bu Türkiye'nin çözmesi gereken bir problem. Çünkü PKK’nin yöneticileri de Türkiye'ye gelmek istediklerini, Türkiye'de siyaset yapmak istediklerini, Türkiye'de toplumsal hayata dâhil olmak istediklerini ifade ediyorlar. Bu anlamda Türkiye'nin, bu süreç içerisinde tarafların buna bir çözüm bulmaları önümüzdeki en önemli sorunlardan bir tanesini oluşturuyor.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir olay var. 2 yıldır takip ediyoruz. 2 yılı geçti, neredeyse 25 ay olacak, öyle değil mi?
Vahap Coşkun: Evet.

Ruşen Çakır: Ekim başında başlamıştı çünkü. Ve hep birtakım beklentiler var. Bahçeli'nin dile getirdikleri var ve bunların gerçekleşmesi, Öcalan'ın beklentileri, Kürt hareketinin beklentileri, bunların gerçekleşmesinde hep bir gecikme oluyor. Komisyonun kurulması da böyle oldu biliyorsun. Öcalan hatta bir görüşme sırasında kafası atıp yazdığı mektubu Bahçeli'ye ilettiriyor ve hemen faksla gidiyor falan. Onları da gördük. Hep sürekli bir gecikme hâli var. Mesela ne denmişti burada, Ekim ayındaki MGK toplantısında? İşte Milli İstihbarat Teşkilatı’nın raporu sunulması bekleniyor vesaire ve Ekim sonuna geldik. Ortada bir ışık yok. Yılbaşına kadar olur mu demeye başladık. Nedir bu gecikme? Burada galiba her şey Erdoğan'dan kaynaklanıyor, değil mi?
Vahap Coşkun: Yani iktidarın bir okuması var bence. İktidar hem istihbarat hem güvenlik kaynaklarına dayanarak şöyle bir manzaranın ortaya çıkmasını istiyor: PKK'nin artık herhangi bir şekilde silahlı bir yapı olarak Türkiye'ye dönme imkânının ortadan kalkmadığı bir tablonun oluşmasını istiyor. Bu anlamda da PKK'den beklentilerini sürekli en üst seviyede tutuyor. Bu silahsızlandırmanın da mümkün mertebe kendisinin istediği kıvamda ve hızda ilerlemesini bekliyor. Bu tablo kendince ortaya çıkmadığı için de şu anda bu adımları atmaktan kaçınıyor. Böyle bir durum var. Şunu söyleyeyim, iki hususu belirteyim bu noktada bu gecikmelerle ilgili olarak. Birincisi, aslında sürecin başından itibaren bu tür sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz demin senin de söylediğin gibi abi. Ama biraz gecikmeli de olsa, biraz tehir de edilse taraflar daha sonra bu sorunu çözecek yolları bulabiliyorlar ve sorun bir şekilde çözülüyor. Komisyonun kurulması, raporun yazılması, yasanın çıkması sürekli aslında toplumun veya bu meseleyle yakından ilgili olanların beklediğinden daha geç bir sürede gerçekleşti ama gerçekleşti ve sorunları bir şekilde aştılar. Ben bugün karşı karşıya kalmış olduğumuz sorunların da aşılacağı kanaatindeyim. Bunun da bir zaman meselesi olduğu kanaatindeyim. Tarafların takvimleri birbirine uymayabilir ama bunu bir şekilde aşıyorlar. Bunu bir yere bırakalım. İkincisi, Bahçeli'nin söyledikleri. Şimdi Bahçeli'nin söylediklerinin de yerine getirilmemesinin Bahçeli açısından yaratacağı bir siyasi maliyet var. Yani Bahçeli bu sürecin başından itibaren sürekli olarak iki hususu vurguladı. Birincisi Demirtaş'ın serbest bırakılması, özgürlüğüne kavuşması. İkincisi de iki Ahmet'in görevine iade edilmesi. Şimdi bu adımlar bence son derece önemli. Havayı değiştirecek olan adımlar. Toplumun bir kesiminde, özellikle Kürtler arasında sürece duyulan kuşkuları önemli bir oranda ortadan kaldıracak, güveni artıracak olan adımlar. Ama hükümet bunları da atmaktan imtina ediyor. Hükümet zannediyorum o beklediği tablo ortaya çıksın, MGK kararını versin, ancak ondan sonra birtakım adımlar atılabilir gibi bir harita önünde var, bir planlama önünde var. Bunun üzerinden gidiyor. Bu elbette hem taraflar açısından bir sorun yaratıyor, özellikle mesela DEM Parti açısından önemli bir problem yaratıyor. Siyaset alanını daraltıyor. Bu süreci topluma anlatmasını, toplumda ikna mekanizmalarını daha güçlü bir şekilde çalıştırmasını engelliyor. Muhalefetin sürece yönelik olarak daha keskin bir karşı çıkışına sebebiyet veriyor vesaire. O nedenle bu zamanın kullanımı bence son derece önemli ve artık iktidarın da daha itinalı bir şekilde davranması gereken bir mesele.

Ruşen Çakır: Burada ben ısrarla şeyi vurguluyorum, acele etmelerini de istiyorum biliyorsun; Öcalan'ın medyaya konuşması... Hatta şaka yollu şey de dedim: ‘‘Bu savcılar beni bir bahaneyle içeri atmadan İmralı'ya gitsem iyi olur.’’ Çünkü biliyorsun malum, gazeteciler uyduruk nedenlerle sürekli tutuklanıyor, ediyor. Her neyse, şaka bir yana Öcalan'ın medyaya konuşması galiba bu sürecin en kritik anlarından birisi olacak. Belki de en önemlisi olacak. Çünkü süreç neyle başlamıştı? İlk Bahçeli ne demişti? ‘‘Gelsin grupta konuşsun’’ demişti ve millet neye uğradığını şaşırmıştı. Tabii o olacak bir şey değil en azından şu aşamada ama medyaya konuşması... Devlet de buna onay vermiş, onu biliyoruz. Bahçeli ısrarla yine vurguluyor ama Erdoğan geciktiriyor. Bu konuşma, yani medyaya konuşma nasıl olacak, formatı nasıl olacak falan bilmiyorum ama görüntülü olması, yani yazılı değil de görüntülü olması en ideali herhalde. Bu konuşma nasıl bir etki yaratabilir? Çünkü çok kritik bir şey olacak.
Vahap Coşkun: Ruşen abi, bence orada iki kritik mesele var. Bunlardan bir tanesi Öcalan'ın pozisyonu. Yani bu biliyorsun sürekli olarak tartışılan bir konu, hem PKK tarafından hem DEM Parti tarafından gündeme getirilen, bazen Öcalan'ın kendisinin de dillendirdiği meselelerden bir tanesi. Burada AK Parti ile MHP arasında yine bir farklılık var. Yani AK Parti bu meselenin de bir şekilde fiili olarak halledilmesi gerektiği kanaatinde ve bunu biraz daha zamana yaymak gerektiği düşüncesinde. Buna mukabil MHP oldukça açık bir şekilde Öcalan'ın rolünün tarif edilmesi ve bir an önce bu tarife uygun bir harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyor. O nedenle bu durum kritik. Ben de Öcalan'ın artık pozisyonunun netleştirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu silah bırakma meselesinde birincil derecede muhatap olacak olan aktörlerden bir tanesi Öcalan. Hatta Öcalan'ın kendi sekretaryası ile toplanması, çalışması, kimlerin, hangi grupların ne zaman gelecekleri ve ne şekilde geleceklerinin belirlenmesi, bu anlamda Kandil ile irtibatının sürekli bir şekilde canlı tutulması gereken bir dönemdeyiz. O nedenle Öcalan'ın hem rolünün belirlenmesi hem bu role uygun bir şekilde çalışabilecek koşulların oluşturulması lazım. Bu birinci mesele. İkincisi, Öcalan'ın kamuoyuyla konuşması. Başından itibaren kamuoyuyla konuşma konusunda Öcalan son derece heveskâr bir tutum içerisinde. Yani gazeteciler, akademisyenler ve siyasi aktörler ile görüşme isteğini sürekli bir şekilde dile getiriyor. Bence bu da daha doğru olur. Yani Öcalan'ın sürekli olarak DEM Parti üzerinden veya devlet aktörlerinin yapmış olduğu açıklamalar üzerinden ikinci bir elden açıklamalarını duymaktansa doğrudan doğruya Öcalan'ın sözleriyle muhatap olmak kamuoyu açısından da çok daha doğru bir şekilde olacaktır. "Nasıl bir etki yaratır?" diye sorarsanız, burada iki tür etki yaratabilir. Birincisi, bu da Öcalan'ın vereceği mesajlara bağlı. Yani Öcalan kendi kitlesiyle konuştuğu gibi veya kendi örgütüyle konuştuğu gibi bir dil tutturabilirse bu kamuoyunda negatif bir durum ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Ama daha mutedil bir dil konuşur, bütün Türkiye'ye seslenen bir söylem kurar ise bu sürecin ilerlemesi açısından daha müspet bir tablo ortaya çıkartabilir. Öcalan'ın geçmişten bugüne kadar gazetecilerle yapmış olduğu görüşmelerdeki tecrübelerine baktığımızda, farklı kesimleri temsil eden gazetecilerle bir araya geldiğinde ben Öcalan'ın kendi örgüt mensuplarına veya kendi tabanına yönelik bir dilden ziyade bütün toplumu gözeten bir dil kuracağı kanaatindeyim. Daha dikkatli bir dil kuracağı kanaatindeyim. Muhtemelen burada devlet yetkilileriyle hangi mesajların verileceği konusunda da bir öngörüşme yapılıp ondan sonra bu görüşmelerin olması söz konusu olabilir. O nedenle hem Öcalan'ın pozisyonunun belirlenmesi, bu komisyonun çalışmaya başlaması, Öcalan'ın kendi sekretaryasıyla ve Kandil’le iletişiminin kurulması hem de Öcalan'ın kamuoyuna seslenmesini sağlayacak kanalların açılması gerektiği kanaatindeyim. Burada zaman yitirmemek lazım. Geçen programda da konuşmuştuk Ruşen abi. Ben zaman yönetiminin bu süreç için en önemli unsurlardan bir tanesi olduğu kanaatindeyim. Yani vaktinde atılması gereken bir adımın yaratacağı fayda çok daha fazla olacak. Evet, taraflar bugüne kadar gecikmeli olsa da nihayetinde bir noktada uzlaştılar ve ilerlediler. Ama bunu geciktirmenin bir manası yok. Bu anlamda mesela MGK kararının da yılbaşına falan bırakılmaması, mümkün ise bu Kasım ayında alınmasının çok önemli olduğu kanaatindeyim. Çünkü zaman çok değerli burada.

Ruşen Çakır: Peki, burada şunu sormak istiyorum. Sürecin daha başarılı bir şekilde gelişmesi için Kürt hareketinin yapması gereken bir şey var mı? Şimdi Kandil'den gelen açıklamalar "Şunu yaptık, bunu yaptık, artık sıra sizde" şeklinde ki bu aylardır aslında böyle sürüyor ama her bunu söyledikten sonra yine de bir şeyler yaptıklarını görüyoruz. Şu haliyle baktığımız zaman top tamamen devlette mi?
Vahap Coşkun: Yani bu silahsızlandırma sürecini hızlandırma konusunda muhtemelen PKK'nin daha yapabileceği hususlar vardır. Yani devlet ile görüşmelerinde bu karşılıklı olarak talepler birbirlerine iletilmiştir, bu süreci daha da hızlandırabilirler. Bu MGK kararının çıkması için gerekli ortamı yaratmak için bunu yapabilirler. Mesela Karayılan'ın da Hozat'ın da açıklamalarında atılan adımların, bugüne kadar attıkları adımların son dönemlerde atıldığını gösteriyor. Yani onlar da bir şekilde temkinli bir davranış içerisindeler. Dolayısıyla bunu hızlandırabilirler. Ama burada bence tabii devletin de asıl olarak sorumlu olduğunu, bu sürecin hızlandırılması noktasında asıl iktidarın birtakım adımlar atması gerektiğini de sürekli vurgulamak lazım. Bakın, her daim hatırlatıyoruz. Komisyonun bir raporu var. Bu komisyonun raporunda vurgulanan iki husus var. Bir, silahsızlandırmaya ilişkin bir yasanın çıkartılması. O yasa çıktı. Eksiğiyle gediğiyle bir ilk adım olması açısından önemli ve değerli. Ama diğer taraftan demokratikleşmeye yönelik birtakım adımların atılması. Hatta demokratikleşme ifadesi bile iddialı bir ifade olur; normalleşmeye yönelik birtakım adımların atılması, kayyum uygulamalarının kaldırılması gibi veya mahkeme kararlarının uygulanması gibi. Şimdi bunları da devlet, iktidar henüz atmış değil. Oysa bunları atmasının önünde herhangi bir engel yok. Bunları atsa bile sürece bir ivme kazandırabilir. O nedenle evet, PKK'nin silahsızlandırma konusunda hâlen yapması gerekenler var, bunu söyleyebiliriz. Ama asıl iktidarın burada devreye girip hem PKK'yi daha hızlı hareket etmeye sevk edecek hem de toplumda sürece yönelik olan algıyı kuvvetlendirecek adımları atmasında çok büyük bir fayda var.

Ruşen Çakır: Peki, son olarak şunu sorayım. Bölgede insanların durumu nasıl? Bunları sürekli konuşuyoruz, temkinli iyimserlik vesaire. Sonra yasa çıkınca daha bir güven artmıştı. Şimdi yine gecikmeler olunca insanlar tekrar umutsuzluğa mı kapılıyorlar, yoksa dişlerini sıkıp bekliyorlar mı?
Vahap Coşkun: Yani bir umutsuzluktan bahsetmek son derece iddialı olur. Bir umutsuzluğun olduğunu düşünmüyorum ama sürecin ilerlemesinden yönelik de bir hoşnutluk da yok. Yani çünkü daha hızlı ilerlemesi gerektiğine yönelik bir tavır var veya bir düşünce var, bir kanaat var. İnsanlar bu sürecin başarılı bir şekilde neticelenmesini başından itibaren destekliyorlar. Buna yönelik umutlarını da koruyorlar ama burada artık daha ete kemiğe büründürecek somut birtakım adımların atılmasını sağlayacak olan birtakım faaliyetleri bekliyorlar iktidardan. Şimdi demin zamandan bahsettik. Yani Türkiye’de 2 yıldır devam eden, 2 yılı aşkın bir süreç var. Bu sürece yönelik insanların kuşkularının azalması, güvenlerinin artması ancak somut birtakım adımlarla olur. Yani insanlar ancak PKK'lilerin dağdan indiklerini, cezaevindekilerin içeriden çıktıklarını, Avrupa'dakilerin gelmek için harekete geçtiklerini gördüklerinde gerçekten bu sürecin somut bir sonuç üreteceğini düşünürler ve ona yönelik olarak sürece destekleri de artar. O nedenle bu kararın bir an önce çıkması ve çerçeve yasanın hükümlerinin uygulanması gerekiyor. Bir de yine altını her daim çizmemiz gereken bir husus var: Türkiye şöyle veya böyle giderek bir seçim sürecine giriyor. Bu seçim süreci ile çözüm sürecini birbirine karıştırmak veya seçim takvimi ile çözüm süreci takvimini birbirine karıştırmak son derece tehlikeli. Çünkü bir seçim dönemine girdiğinizde bir çözüm sürecinde atmanız gereken adımları atmaktan imtina edebilirsiniz veya bu adımları atmak için gerekli zemini bulamayabilirsiniz. O nedenle bu iki takvimi de mümkün mertebe birbirinden uzaklaştırmak için bir an önce harekete geçmek gerekiyor. Hem siyaseten doğru hem de kamuoyunun sürece yönelik desteğinin artması açısından doğru olan bu.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Vahap. Yine iyi bir yayın oldu. Bekleyelim. Bir sonraki yayınımızda atılmış adımları konuşmak dileğiyle diyorum. Doçent Vahap Coşkun'a çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
30.10.2026 Müsavat Dervişoğlu Devlet Bahçeli'nin koluna girince kıyamet koptu
29.10.2026 "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor"muş!
28.10.2026 Doç. Vahap Coşkun ile söyleşi: Çözüm süreci niçin sessizliğe gömüldü?
28.10.2026 CHP muhalif bir parti mi?
27.10.2026 Oktay Saral için üzülmeli miyiz?
26.10.2026 Lula'nın seçim zaferini Brezilya'da yaşayan siyaset bilimci Karabekir Akkoyunlu yorumluyor
26.10.2026 İstanbul Barosu seçimleri bize neler söylüyor?
25.10.2026 Basın özgürlüğü yolunda yepyeni bir başlangıç
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı