"Fon rezaletinde millet burnundan soluyor"muş!

29.10.2026 medyascope.tv

29 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar ve öncelikle Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Çok önemli bir olay Türkiye'de Cumhuriyet. Her sene ayrı bir coşkuyla kutlanması gerekiyor ve tabii ki Cumhuriyetin demokrasiyle taçlanması gerekiyor. Ama şu anda Türkiye otokratik bir rejim altında ve bu rejimin ömrü ne kadar sürecek bu merak konusu. Daha da mı sertleşecek, yoksa Türkiye tekrar çoğulcu demokrasiye doğru yönelecek mi? Ve bu bağlamda fon krizi çok anlamlı. Kimi muhalefet çevrelerinde kimileri bunun çok da önemli olmadığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir şekilde bunu da halledeceğini, hatta durumdan kâr bile elde edebileceğini iddia ediyor. Buna öğrenilmiş çaresizlik diyoruz. Öte yandan iktidarın içinden birtakım sesler daha ilk günden itibaren çıktı, çıkıyor ve çıkacağa benziyor. Örneğin dün bir sosyal medya paylaşımı Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bir paylaşım yaptı. Ben de onu başlığa çıkarttım. "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor" diyor. Şimdi böyle bir lâfı iktidar dışından bir gazeteci yazmış olsaydı acaba ne olurdu? Tekrar oraya bakacak olursak "Allah muhafaza" diyor ve Türkiye'yi bir kaosun beklediğini, "eğer sorumlular, suçlular bulunup acilen en ağır şekilde cezalandırılmazsa ülke kaosa sürüklenir. Allah muhafaza." Yani halkı kin ve nefrete ya da paniğe sevk etmek, artık neyse.
Bunu niye söylüyor? Ben kendisini yıllar önceden tanırım. Onun şu anda AK Parti iktidarının en gözde entelektüeli olarak bilinmesinin hem AK Parti iktidarına hem de Türkiye'ye çok yazık olduğunu düşünürüm. Ama bu sözleri önemli, bunu kayda geçirmek lâzım. Ben bunu paylaştım. Her ne kadar kendisi beni sosyal medyada engellemiş olsa da, ki bu benim için iyi bir şey, önüme düşmüştü bu tweet ve onun ekran görüntüsünü paylaştım. Bazı takipçiler dedi ki, ‘‘Acaba bu da mı para kaptırdı?’’ Kimsenin günahını almak istemem ama bakıyoruz ki çok alakasız yerlerden şunun şunun şuyu gibi iktidarla bir şekilde ilişkili birçok kişinin adı geçiyor. Valiler olduğu söyleniyor, emniyet müdürleri olduğu söyleniyor, birtakım bürokratların olduğunu zaten görüyoruz. Bir acayip bir vurgun yaşanmış ve bu vurgunda tabii ki kârlı çıkanlar, içeriden bilgi alanlar; zararlı çıkan yüz binlerce kişi de masum insanlar, öyle diyelim ya da zamanında o bilgiye ulaşamamış olanlar. Ve ortada baştan itibaren şöyle bir husus var: Acaba kimler var? Bir liste. Listede kimler var? Liste açıklanmıyor. Listenin açıklanmaması farklı farklı şekillerde yorumlanıyor.
Ve nitekim yine dün, yine Yeni Şafak'ta bu sefer Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu bir yazı yazdı. ‘‘Size kim ‘gel gel’ dedi?’’ diye bir yazı yazdı. Yazının içerisindeki bir cümle bütün birbirinden farklı kesimler tarafından gündeme getirildi, tartışıldı. Gördüm, YENİ Partililer de var, İYİ Partililer de var, farklı farklı kişiler. Çok çarpıcı bir cümle. Diyor ki: ‘‘Yaptığı işten pişmanlığı geçtim, ‘Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı. Tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım?’ gibi hadsiz konuşmalar da kulaktan kulağa dolaştırılıyor.’’ Çok çarpıcı bir cümle. ‘‘Kim bu?’’ diye sordu insanlar. Akıllara birtakım isimler geldi. Özellikle bir isim geldi. O isim vermediği için benim de vermem doğru olmaz. Ama burada iktidarın en önemli yayın organlarından birisinin Genel Yayın Yönetmeni ki demin gördük, Erdoğan tarafından da ödüllendirilmiş birisinin böyle bir şey yazması boşuna olmasa gerek. Yine aynı şeye çevirelim. Benzer bir cümleyi iktidar yanlısı olmayan birisi yapmış olsaydı en iyi ihtimalle ifadeye çağrılabilirdi.
‘‘Kim bu? Acaba olur mu böyle şey? Olmuştur herhalde böyle şey.’’ derken dünün başka bir haberi... Önce Ankara Milletvekili AKP'li Asuman Erdoğan'ın eşinin de üst düzey yönetici olduğu Pasifik Holding'e yönelik kısıtlama kararı haberi düştü. Ve dendi ki, ‘‘Evet, burada birtakım hamleler yapılıyor demek ki. Milletvekilinin eşi de hedef alınabiliyor.’’ Ama sonra kısıtlama kararı kaldırıldı hızlı bir şekilde. Buna benzer olayları gördük. Gözaltına alınıp hızlıca bırakılan, tedbir kararı alınıp tedbiri kaldırılan çok sayıda kişi ve şirket oldu bu süreçte ama tutuklananlar da oldu. Ve ortada çok ciddi bir soru var hâlâ: İktidarla ilişkili kimler bu olayın içinde? Var mı böyle birileri? Bunlar varsa cezalandırılacak mı? Bunu muhalefet de soruyor ama iktidar içinden birileri de soruyor, iktidara destek verenler. Çünkü böylece kendilerinin de zan altında olduğunu düşünüyorlar, bir ama en önemlisi bu nedenle iktidarın kaybedilebileceğini ve kendi imkânlarının da yok olabileceğini düşünüyorlar.
Düşünsenize, bugün siyasi iktidar tarafından ayakta tutulan bir medya var. Bu iktidarın değişmesi durumunda o gazeteler, gazeteciler, televizyon kanalları ne olacak mesela? Bürokratları, şunları bunları saymıyorum. Dolayısıyla diyor ki, ‘‘Bu kapanı kimin kurduğunu bulamazsak yarın başka tezgahlarla karşı karşıya kalırız.’’ Bir kapandan bahsediliyor ama dikkat ederseniz ilk kez belki de muhalefet filan sorgulanamıyor, suçlanamıyor. Yani bunun içeriden bir sorun olduğunu, sistemle ilgili bir sorun olduğunu kendileri de kabul ediyorlar. Bu manada Bahadır Özgür'ün Ali Deniz Çakır'la yaptığı söyleşiden, ona verdiği söyleşiden bir bölümü dinletmek istiyorum.
Bahadır Özgür: Bunun üzerine çıkan bir olay olacağını düşünmüyorum ben daha. Yani AKP tarihinde de gelecekte de. Bu AKP'yi en çok zorlayan, en çok sıkıntıya sokan, aşamayacağı... Kolay kolay bir kere çözemeyecek, o ayrı bir şey. Toplumu ikna edebilir mi? Bence edemeyecek de. O sebeple şunu yapmaya çalışıyor. Birazcık kafasını kaldırdığı zaman yapmaya çalışacağı şey gene muhalefeti ezmek olacak. Yani bir güç gösterisi sergilemeye çalışıyor. Bunun ilk payını Halk TV kayyumla aldı. Peş peşe gazeteci tutuklamaları, gözaltılar da bununla ilgili. O süreç devam edecek. Yani bütün topluma buradan bir korku yaymaya çalışıyor. O sebeple fon krizi bir AKP krizi, fon krizi bir başkanlık rejimi krizi olarak bakmak lazım.
Evet, Bahadır haklı. Bahadır zaten fon krizi nedeniyle söylediklerinden dolayı kısa bir gözaltı deneyimi de yaşamış bir meslektaşımız. Bu konuyu çok yakından takip ediyor ama AK Parti'nin en büyük krizi olduğu tespitine ben de katılıyorum. Kimileri bunu küçümsemeye çalışıyor ama burada bambaşka bir şey yaşanıyor. Bu içeriden, tamamen içeriden kaynaklanan bir şey ve bununla baş edebilmesi çok zor. Yani bu aşağıdan gelen bazı talepleri siyasi iktidarın yerine getirip kimin oğlu olursa olsun, kimin eşi olursa olsun tutuklaması vesaire halinde çok acayip bir tablo ortaya çıkmasından korkuyorlar ve bunu baskıyla, yargı yoluyla, medyaya yönelik engellemelerle, kayyım atayarak vesaire engellemeye çalışıyorlar ama içeriden feryatlar bitmiyor. Ne demişti? ‘‘Bu fon rezaleti’’ diyor işte Yusuf Kaplan. Fon rezaleti, millet isyan haline gelmiş. Maazallah ülke çok kötü kaosa sürüklenebilirmiş. Bu dışarıdan söylenen bir şey değil, içeriden söylenen bir şey ve bunu ciddiye almak gerekiyor.
Evet, bugün Cumhuriyet Bayramı. Tekrar bayramınızı kutluyorum ve bugünün ithafını da Cumhuriyetin ilk yıllarında bu ülkeye hizmet etmiş bir aile büyüğümden bahsetmek istiyorum. Herhalde bizim ailenin Cumhuriyet tarihindeki en önemli ismi: Hasan Hüsnü Çakır. Benim abimin adı da Hüsnü'dür, ondan alınmıştır. Ben hep Millî Savunma Bakanı olarak bilirdim ama kısa olarak iki kere Ekonomi Bakanlığı da yapmış. Önce 1938 ile 1942 arasında kısa kısa Ekonomi Bakanlığı da yapmış. Daha sonra 1948-1950 arasında Millî Savunma Bakanlığı yapmış. Benim büyük dedem sayılır, yani büyük dedemin kardeşi, öyle söyleyeyim. Rahmetli babam arada bahsederdi, onunla sohbetlerinden de bahsederdi. Hatta şunu çok iyi hatırlıyorum, babam ilk yıllarında Demokrat Parti'ye gönül vermiş ama bir vapur yolculuğunda, vapur değil aslında gemi yolculuğu, İstanbul-Trabzon arasında yanlış hatırlamıyorsam, öyle olması lazım, orada Hüsnü Çakır kendisini CHP'ye geri kazanmış, onu hep anlatırdı.
Mülkiye mezunu bir Lâz, Hasan Hüsnü Çakır. Kaymakamlıklar yapmış, valilikler yapmış ama 1925'te Ordu Valisi iken hakkında soruşturma açılıyor. Şapka devrimine riayet etmeyenler hakkında işlem yapmadığı gibi bir gerekçeyle bunun üzerine istifa edip İstanbul'da Kıztaşı'na yerleşip orada ailesiyle beraber hayatını sürdürmeye ve Mahmutpaşa'da tüccarlık yapmaya başlıyor ve o yıllar aynı zamanda onun Karadeniz'den, özellikle Doğu Karadeniz'den okumaya gelen gençlere sahip çıkmaya çalıştığı bir dönem olduğunu biliyorum. Daha sonra 1932'de geri kazanıyor devlet onu. Tekel, o zamanki adıyla İnhisarlar Genel Müdürü oluyor kendisi. CHP'den milletvekili seçiliyor üst üste birkaç dönem ve arada dediğim bakanlıkları yapıyor. 1950'de Savunma Bakanlığı'nı bitirdikten sonra İstanbul'a, Bostancı'ya yerleşip münzevi bir hayat, siyasetle vesaire ilgilenmeden 1963'e kadar yaşıyor. Üç kız çocuğu babası ve gördüğünüz fotoğrafları da onun torunu Beral Madra'nın arşivinden temin ettim. Beral Madra'yı biliyorsunuzdur, Türkiye'nin sanat dünyasının en önde gelen isimlerinden birisiydi güzel sanatlar anlamında. Benim de akrabam oluyor dolayısıyla. O, Hasan Hüsnü Çakır'ın en büyük kızı, üç kızından en büyüğü Leyla Çakır'ın kızı. Beral Madra'ya buradan çok teşekkür ediyorum. Hasan Hüsnü Çakır'ı da saygıyla anıyorum ve tekrar yaşasın Cumhuriyet diyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
30.10.2026 Müsavat Dervişoğlu Devlet Bahçeli'nin koluna girince kıyamet koptu
29.10.2026 "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor"muş!
28.10.2026 Doç. Vahap Coşkun ile söyleşi: Çözüm süreci niçin sessizliğe gömüldü?
28.10.2026 CHP muhalif bir parti mi?
27.10.2026 Oktay Saral için üzülmeli miyiz?
26.10.2026 Lula'nın seçim zaferini Brezilya'da yaşayan siyaset bilimci Karabekir Akkoyunlu yorumluyor
26.10.2026 İstanbul Barosu seçimleri bize neler söylüyor?
25.10.2026 Basın özgürlüğü yolunda yepyeni bir başlangıç
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
31.10.2026 Ankara-Bakü gerilimi: Ne oldu, neden oldu, neler olabilir?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı