Hatem Ete ile söyleşi: AKP ve CHP oylarını nasıl artırabilirler?

05.05.2026 medyascope.tv

5 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Her ay yaptığımız gibi PanoramaTR’nin nisan ayı araştırmasını direktörü Hatem Ete ile konuşuyoruz. Hatem, merhaba.
Hatem Ete: Merhaba.

Ruşen Çakır: Şimdi rapora baktığımda açıkçası her ay bu işi yaptığımız için çok büyük bir değişiklik görmüyorum ama birtakım iniş çıkışlar var; bir puanlık, iki puanlık... Ama hâlâ AKP ve CHP, sonra MHP ve diğer sağ partilerin birbirleriyle bir yarışları var. Hep o benim çok ilgimi çekiyor biliyorsun işte; o İYİ Parti, Anahtar Parti ve Zafer Partisi... Ama şunu sormak istiyorum: Bir tıkanma var sanki yani siyasette. Yani şu son dönemde birkaç aydır, böyle biraz da savaşın ateşkesle dinmesiyle de alâkalı mı bilmiyorum ama mesela en son konuştuğumuzda Erdoğan’ın ve AKP’nin oyları biraz iyi gibiydi. Şimdi bakıyorum yine normalleşmiş gibi. Cumhuriyet Halk Partisi de kötü değil ama çok da iyi değil. Nasıl tarif edersin bunu?
Hatem Ete: Aslında güzel özetledin. Yani son birkaç aydır oy verme davranışını etkileyebilecek ya da toplumun siyaset algısını etkileyebilecek siyasal süreçlerde bir durağanlık var. Bu siyasal süreçler durağanlaştığı için de aslında oy verme davranışında da majör bir değişiklik yok. Ben bunu biraz "siyasetin süreçleri askıda tutması" olarak tanımlıyorum. Yani ekonomik bir düzelme yok. Toplumun iktidardan beklediği yönetim performansını, iktidar performansını oluşturabilecek adalette, ekonomide bir düzelme işareti gözükmüyor. Algılar olumsuz olmaya devam ediyor. Oy verme davranışını etkileyen en önemli unsurlardan birisi bu 19 Mart’ta başlayan CHP’ye yönelik operasyonlardı. Bu, özellikle CHP’ye yönelik bir hareketlilik oluşturmuştu. Fakat burada da süreçler biraz rutinleşti seçmenin gözünde gibi bir durum oluşuyor. O yüzden CHP geldiği yere geldi; oradan daha yukarı çıkmıyor. Yani doğrudan tercihlerde %25’leri aşamayacak bir duruma geldi son 4-5 aydır. Yani %24-25 bandında salınıyor CHP. Benzer bir şey AK Parti açısından da geçerli. AK Parti’nin bu iktidardan, iktidarın performansından kaynaklanan dezavantajını giderebildiği iki tane güçlü çıkış yolu vardı. Birisi bu CHP ile yürüttüğü mücadele, kararsızlardan bir kısım seçmenini geri almasına yol açmıştı; onları yanında tutuyordu. CHP-AK Parti mücadelesi siyasetin merkezini tutmaya devam ettiği müddetçe de orada kalıyordu. İkincisi de dış politikada yaşanan gelişmeler ve bunların içeride toplumun psikolojisini tedirgin etmesi bir "bayrak etrafında toplanma" etkisi oluşturuyordu. Fakat onu hep analizlerimizde söylüyoruz; bu tür dış politika gelişmeleri de bir iki ay etkisini sürdürüyor. O dış politikadaki kriz algısı, tedirginlik algısı normalleşince gelen seçmen geri gidiyor. Dolayısıyla buradaki seçmen hareketliliği istikrarlı bir örüntü oluşturmuyor. Bu sadık bir seçmen tipolojisi değil; bir tehlike anında iktidara tutunan, tehlike azaldığında da geri giden bir seçmen. Burada Erdoğan ile AK Parti'nin oy oranı arasında bir açılma var. Bu tür dış politika olayları Erdoğan'ın başarı algısında biraz daha durağan ve kalıcı bir etki oluşturuyor ama bu AK Parti'ye oy vermeye dönüşmüyor. Dolayısıyla ben meseleyi şöyle tarif ediyorum: Bir süredir, son bir yıldır belki de iktidarın siyasal gündemi belirleme, siyasal süreçleri şekillendirme kapasitesi yüksek; siyasal alanı o belirliyor, gelişmelere o yön veriyor ama bu kabiliyete, bu kapasiteye eşlik eden bir toplumsal algıda beğeni oranı oluşmuyor. Yani AK Parti'nin oy oranı ya da Erdoğan'ın beğenilme oranı bunlarla paralel olarak yürümüyor. Benzer bir şekilde muhalefet de bu AK Parti tarafından belirlenen siyasal alanın edilgen bir aktörü olma statüsünden çıkamıyor bir türlü. Yani süreçlere maruz kalan bir aktör olarak durmaya devam ediyor. Bu, toplumun ilgisini çekebilecek başka bir odak açamıyor. Başka odak açamadığı için de benzer bir şekilde muhalefetin de oy oranı artmıyor. Dolayısıyla iki büyük parça açısından, AK Parti ve CHP açısından son 4-5 aydır bir nevi böyle tıkanmış bir süreç izliyoruz aslına bakarsan.

Ruşen Çakır: Peki, burada şunu merak ediyorum: Şu anda gündemde çok yoğun bir şekilde, her ne kadar bugün Bahçeli bu konuda çok net bir duruş sergilediyse de "mutlak butlan" olayı tekrar gündemde. Ve şu düşünülüyor genellikle: Erdoğan, CHP ile siyaseten rekabet etmekte zorlanıyor ve hukuken böyle bir şeyi özellikle seçime yaklaşınca, yani kafasındaki seçim takvimine göre bunu hayata geçirir diye bir beklenti var. Tabii böyle bir olay olursa çok büyük bir olay olacak, orası muhakkak ama burada akıl yürütmek mümkün mü? Bu CHP’yi nasıl etkiler? Gerçekten bütün seçmen davranışlarını falan altüst eder mi yoksa Özgür Özel yönetimindeki CHP yeni bir parti kurarak ya da başka bir şekilde bir parti ile beraber girerek — artık bilmiyorum — daha güçlü mü olur? Bunu ölçme imkânınız var mı şu anda?
Hatem Ete: Şu anda bunu ölçme imkânımız yok ama bir siyasal öngörüde bulunabiliriz. Bence her iki seçenek de mümkün. Yani en baştan alalım: Mutlak butlan seçeneği bence iktidar tarafından da yani hem siyaset hem toplum tarafından henüz satın alınmış bir karar değil. Özellikle bugün Bahçeli’nin çıkışından sonra ben buna yönelik şeyin de zorlaştığını düşünüyorum. Ama biliyorsun topluma henüz mal olmadığı müddetçe bu tür süreçlerin etkisini ölçmek zor; spekülasyon üzerinden bir ölçüm gerçekleştirmek zor. Dolayısıyla bunun nasıl bir sonuç üreteceğini önce görmek lâzım. Velev ki mutlak butlan kararı çıktı; burada da aslında CHP’nin bu süreci nasıl yönettiği önemli hâle gelecek. Yani orada Kılıçdaroğlu yönetiminde yeni bir CHP oluştuğunda Özgür Özel yönetiminin bu süreçle baş etme yol haritası ne olacak? Ne kadar parti içi mücadele sürdürülecek, bu parti içi mücadele kamuoyu nezdinde ne kadar ikna edici bir şekilde sürdürülecek? Eğer buradan bir sonuç alınamazsa dışarı çıkıp yeni bir parti mi kurulacak; bu kurulacak parti ne kadar kapsayıcı bir parti olacak; mevcut belediye başkanları ve milletvekillerinin ne kadarı Kılıçdaroğlu yönetiminin yanında kalacak, ne kadarı Özgür Özel yönetimine geçecek? Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir siyasal söylemle hem iktidara yönelik hem de işte bu tutuklanan belediye başkanlarına ve yolsuzluk iddialarına yönelik pozisyonu ne olacak? Özgür Özel ve yönetim buna nasıl bir tutum takınacak? Bence böyle birkaç tane parametre var. O parametreler şekillenmeden bir öngörüde bulunmak zor, yani bunun muhtemel sonuçlarının ne olacağı konusunda... Ama bu her hâlükârda muhtemel bir mutlak butlanın ilk yansıması iktidara bir avantaj olarak yansır. Bu, iktidarın oy oranı artacağı için değil; muhalefet bloku biraz daha fazla bölüneceği için, muhalefeti bir araya getiren lokomotif CHP olduğu için ve CHP içi ayrışma bu lokomotif olma özelliğini zedeleyeceği için iktidar lehine bir sonuç üretecektir. Burada bu lokomotif olma özelliğini parti içi ayrışma sonrasında Özgür Özel’in kuracağı yeni bir yapı ne kadar temsil eder? Bunlar çok spekülatif sorular ama bir "mutlak butlan" olacaksa bu mutlak butlanın iktidara yönelik algıyı muhalefet nezdinde tahkim etme yönü çok yüksek. Yani nasıl 19 Mart’ta toplumun %55’i "Bu siyasi bir operasyon" diyorduysa, CHP’ye yönelik bir operasyonu da yine toplumun %55-60’ının, belki de daha fazlasının "Bu, muhalefeti dizayn etmeye yönelik bir operasyondur" deyip tasvip etmeyeceğini öngörüyorum. Ama bunun oy davranışına yansıması biraz daha başka koşulların nasıl gelişeceğiyle ilişkili; onunla ilgili bir öngörüde bulunmak zor.

Ruşen Çakır: Burada tam onu soracaktım. Siz yine 19 Mart yargılamalarını insanların nasıl algıladığını sormuşsunuz. Yine çoğunluk bunun siyasi olduğunu düşünüyor. Hatta Ertuğrul Özkök önceden alıp bunları yayınladı, ortalığı birazcık trolledi biliyorsun.
Hatem Ete: Maalesef...

Ruşen Çakır: Evet, şunu soracağım: Şimdi mutlak butlanı bir kenara bırakalım; operasyonlar sürüyor, mahkemeler sürüyor. Ben bugün mesela yine Silivri’deydim; sabah orada öğlene kadarki oturumları izledim falan. Operasyonlar sürüyor dedim ve CHP yeni bir yol haritası çıkartmak için oturdu, çalıştı. Hatta bir "sine-i millet" falan gibi şeyler ortaya atıldı ama bunları kabul etmeyip "kapı kapı dolaşmak" diye bir strateji belirlediler. Seçime kadar kapı kapı dolaşmak... Şimdi demin bahsettiğim tıkanıklık ki bu tıkanıklık sadece AKP ile ilgili değil, CHP ile de ilgili; "CHP ne yapmalı?" diye bir soru var ortada. Ve biliyorsun malum, kimisi "mitingler yetmiyor" diyor, kimisi "mitingler olmasın artık" diyor falan; garip bir tartışma sürüyor. CHP bu tıkanıklığı aşabilir mi? Şimdi buldukları yöntem kapı kapı dolaşma; bu olay hakikaten bir karşılık bulur mu, özellikle kararsız ya da "oy kullanmayacağım" diyen seçmen nezdinde?
Hatem Ete: Şimdi CHP 19 Mart’tan sonra yaklaşık 3-4 puanlık ek bir seçmen desteği aldı. Bu iyi bir seçmen desteği ve bu uzunca bir süre, 6-7 ay boyunca CHP’nin birinci parti olmasını sağladı. Fakat ekim ayından itibaren, kasım ayından itibaren CHP bu birinci parti olma hakimiyetini kaybetti. Yani AK Parti ile arasındaki fark fazla değil ama birinci parti değil artık. Hem yeni seçmen bloku, yeni seçmen desteği oluşturamıyor, çekemiyor. Dolayısıyla CHP ile ilgili üç farklı eksende bence analiz yapmak lazım: Birincisi, iktidarın bu kadar yüksek bir blokajına maruz kalan bir parti yönetiminin, her gün kendi belediyelerine yönelik bu yolsuzluk iddiaları gündeme geldiğinde, bunlarla ilgili tutuklamalar gerçekleştiğinde mesaisinin bir kısmını buna ayırmasında bir sakınca yok; bence seçmen gözünde de bunun kredisini aldı CHP. Yani bu defans üretme kapasitesi seçmen tarafından destek gördü ve oyları da o yüzden aldı. Ama bir de iki şey daha yapması lazım. O iki şeyle ilgili henüz bir şey göremiyoruz; bir şey göremediğimiz için de seçmen oyuna tahvil olmuyor bu. Birincisi senin sorduğun şeyle ilgili; yani alternatif olarak ne yapıyor? Seçime giderken hem yeni seçmen desteği çekmek hem de bu seçmen desteğini ikna edebilecek yeni bir siyasal rota çizme konusunda henüz CHP gündem oluşturabilecek güçlü bir hamle yapabilmiş değil. Dolayısıyla evet, iktidara karşı direniyor ama iktidarın alternatifi olmasını sağlayacak alternatif bir siyasal program, siyasal bir yol haritası açıklamış değil; açıkladığı haritalar da henüz topluma mal olmuş değil, bir gündem oluşturabilmiş değil. Bu bir. İkincisi; üzerinden bir yıl geçti, bir yıl iki-üç aydır bu operasyon dalgası yaşanıyor. Bu operasyon dalgasını bir yerde durduracak bir yol bulmaya da ihtiyacı var CHP'nin. Yani mesele sadece iktidar bir hamle yaptı, o hamleye yönelik karşı hamle yapıp bir miting yapmak ya da protesto yapmak, gösteriler yapmak, mahkeme salonlarında güçlü savunmalar yapmak değil bence. Burada parlamentodaki gücünü de kullanarak, muhalefetin diğer unsurlarını da yanına çekerek, bu iktidarın her gün yeni bir belediyeye hamle yapma yol haritasını ya da hamlesini, stratejisini durdurabilecek yeni bir yöntem bulmaya da yönelmeli CHP. Mesela tutuksuz yargılanmaya yönelik güçlü bir kampanya yürütebilirdi CHP bugüne kadar. Parlamentodaki diğer partileri de yanına alıp seçilmiş büyükşehir belediye başkanlarının ya da genel olarak seçilmiş belediye başkanlarının, haklarındaki iddialar bir hükme dönüşmediği müddetçe topluma hizmet görevlerini yapmaya devam etmesini sağlayacak bir tutuksuz yargılama süreci kampanyası yürütebilirdi. Bunun söylemini, siyasetini geliştirebilirdi. Benzer bir şekilde; bu kadar hızlı bir şekilde seçilmiş bir belediye başkanının, henüz iddianame bile hazırlanmamışken içeri alınması meselesi topluma yeterince anlatılamadı. Yani ben burada çok cephesel bir mücadele yürütüldüğünü düşünüyorum. Parlamentodaki gücünü de kullanarak bazı yasal düzenleme teklifleri ile CHP mevcut siyasal alanın gidişatını değiştirebilir. Mesela belediyelerde bu yolsuzluk meselesi eğer sürekli açık bir kapıysa ve bir boşluk oluşuyorsa; o boşlukta bir savcının gelip iddianame oluşturmasına yol açacak bir sürü gri alan bulunuyorsa, CHP yeni bir belediye yasası alternatifiyle bir siyasi kamuoyu oluşturabilirdi. Yani burada mesele bence sadece toplumsal direnme ya da bir toplumsal tepki üretme değil; siyasette ve parlamento düzeyinde yapılabilecek başka alternatifler de bulmak. Dolayısıyla ben CHP'nin yapabileceklerini üçe bölüyorum.Bir; bu kitlesel direnişler, mahkeme salonlarında güçlü savunmalar vesaire, bugüne kadar yaptığı şeyi yürütmeye devam etmesi. İki; bir iktidar alternatifi olmasına yol açacak alternatif programlar geliştirmek. Üçüncüsü de bu mevcut denklemi bozmaya yönelik bir hamle yapmak. Yani Bahçeli'yi de diğer siyasi parti liderlerini de yanına alarak; AK Parti'ye yönelik, AK Parti'nin de kaçamayacağı yeni yasal düzenleme önerileri ile bu mevcut gidişatı durdurmanın bir yolunu bulmak... Buralara biraz kafa yorması gerekir diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi tıkanık olduğu söylenen bir başka husus süreç biliyorsun, çözüm süreci ya da terörsüz Türkiye süreci. Şimdi sizin araştırmanızda hep istikrarlı bir şekilde insanların aslında ‘‘olsa iyi olur’’ noktasında durduklarını görüyoruz ve ilgimi çekti; ‘‘yasal düzenlemeler yapılsın’’ diyenler ve ‘‘yasal düzenlemeler gecikiyor’’ diyenlerin oranı da tahminimden fazla çıktı açıkçası. Böyle bir husus var. Özellikle Kürt hareketi bu konuda çok bastırıyor. Öcalan da, Kandil de, DEM Parti de sürekli bu konuda açıklama yapıyorlar. Ve en kritik nokta, siz onu sormamışsınız ama çok zor bir soru olurdu bu: Öcalan'ın statüsü meselesi. Şimdi bugün Devlet Bahçeli adını koydu. Başka isim de olabilir, dedi ama Devlet Bahçeli geri adım atmıyor. Ve bugünkü konuşmadan önce perşembe günü Külliye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan'la herhalde ağırlıkla bu gündemde toplandıklarını da biliyoruz. Bu olay gerçekten hızlanacağa benziyor mu sence? Ve tabii ki bu hızlanırsa seçmen tercihleri ne olur? Yani mesela şimdi bugünden Zafer Partisi açıklamalar yaptı. ‘‘Devleti Öcalan'la yeniden dizayn edecekler’’ vesaire falan. Şimdi bu tür şeyler tabii Bahçeli'nin Öcalan'a bir isim vermesi, ‘‘koordinatör, süreç koordinatörü’’ ismi veriyor olması yani önermesi ve bunun için bastırıyor olması, bunlar nasıl etkili olur? Yani herhalde siyasi tercihlerde çok etkili olur.
Hatem Ete: Doğru. Yani bu mevcut durağanlığın gerekçesi belliydi aslında. Bu komisyon, Meclis komisyon raporu yazımının gecikmesi döneminde de gündeme gelmişti. Orada devletin bu süreci başlatırken eski süreçlerden farklı olarak ‘‘önce PKK silah bıraksın, sonra yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek’’ şeklinde bir sıralama kamuoyuna da yansımıştı. PKK mayısta silah bırakma kararı verip temmuzda da bir silah yakma töreni gerçekleştirdikten sonra silah bırakma sürecini fiilen durdurmuştu. O yüzden de devletle PKK arasında böyle bir ‘‘silah bırak sonra komisyon raporu açıklansın; komisyon raporu açıklansın sonra silah bırak’’ şeklinde bir bekleme anı oluşmuştu. Hatırlıyorsan orada da iki aya yakın bir gecikme yaşanmıştı. O gecikme konuşmacıları dinlemeyle vesaireyle geçiştirilmişti. Orada bir formül bulundu. O formül geri çekilme formülüydü. PKK geri çekildiğini açıkladı ve komisyon raporunu yazdı. Şimdi yasal düzenleme sürecinde de benzer bir şey ağustos ayından bu yana yaşanmaya devam ediyor denilebilir. Şimdi komisyon raporu yazdıktan sonra da tekrar önce Numan Kurtulmuş ‘‘Bayramdan sonra bir yasal düzenleme gündeme gelebilir’’ dedi. Sonra bayramın üzerinden de iki aya yakın bir süre geçti. Yine aynı dinamikler süreci durduruyor. Bu ay içerisinde kamuoyuna yansıyan tartışmalar da temelde bu pozisyonları tahkim etmeye yönelik pozisyonlardı aslında. Burada iktidarın içerisinde iki farklı görüş var. Bahçeli'nin de başını çektiği AK Parti ve iktidar içerisinde de bazı kesimlerin destekte bulunduğu görüş, ‘‘Yasal düzenleme silah bırakmayı hızlandırır. Dolayısıyla yasal düzenlemeyi gerçekleştirelim, bir yasal silah bırakma paralelinde yaşanır.’’ Ama iktidarın daha karar vereceği kesimi bugüne kadar silah bırakma konusunda tatmin edici bir yol haritası görmeden yasal düzenlemeye yönelmeme taraftarıydı. Bence İran krizi de İran savaşı da bunu biraz besledi. Yani bir İran Savaşı'nda PKK'nın ne yapacağını da gözleyelim görelim, ona göre hareket edelim şeyi oluştu. Bahçeli bugün hem bu meseleye hem statü meselesine durduğu yeri kamuoyu önünde netleştiren bir açıklamayla biraz süreci kendi lehine ivmelendiren bir açıklama yaptı. Yani hem yasal düzenleme bir an önce gecikmeden çıkarılsın hem de statü meselesi çözülsün önerisinde bulundu. Ben bu açıklamadan sonra biraz iktidar içindeki bu iki farklı görüşün Bahçeli'nin savunduğu görüşle yine hızlanacağı kanaatindeyim. Yani önümüzdeki dönemde yasal düzenleme konusunda da bu gecikme hızlanır. Statü meselesinde de Bahçeli'nin dediği gibi değil ama bir Öcalan'la devlet arasında bir uzlaşmayla bu statü meselesi de çözülür diye düşünüyorum. Şimdi burada Bahçeli'nin açıklamalarını literal okumamak lazım. Yani nasıl ‘‘Öcalan gelsin, Meclis’te DEM Parti grubunda PKK'yı feshettiğini açıklasın’’ demişti ama öyle bir durum olmadı; bunu da böyle görmek lazım. Bence statü meselesi bir yasal düzenleme ya da bir şeye kavuşmadan çözülecek, fiili olarak çözülecek. Siyasal bir isimlendirme yapılacak. Buna bir şekilde bugünkünden farklı olarak bir isim konulacak. Ama bu benim kanaatim; tetikte bekleyen milliyetçi partilerin uygun bir zemin bulacağı riskli bir formülle çözülmeyecek. Çünkü iktidarın bugüne kadar bu süreci yürütme kapasitesi biraz bu milliyetçi partilerin muhtemel faydalanma dinamiklerini de gözeten bir yolla yürüdü. Bahçeli de buna rıza gösterdi hep. Yani bir nevi Bahçeli çıtayı koydu ama iktidar bunu toplumsal tepkileri gözeten bir formülle çözme konusunu gündeme getirdiğinde de Bahçeli buna itiraz etmedi. Ben bunun da yine bu şekilde ilerleyeceğini düşünüyorum. Ben buradan çok fazla milliyetçi partilerin yükselebileceği bir yol ve yöntemin tercih edileceği kanaatinde değilim.

Ruşen Çakır: Peki o partilere gelmişken o partilerden devam edelim. Benim favori konum. Biliyorsun Anahtar Parti son günlerde bayağı bir konuşuluyor ve gördüğüm kadarıyla birçok kişi Anahtar Parti'yi AKP'ye yakın bir parti olarak görüyor, algılıyor. Yani kimisi isteyerek, kimisi de kızarak; yani kimisi bundan memnun, kimisi kızıyor ve hatta kendisine sorulduğunda da "Bana böyle diyenlerin çoğu AKP'ye gitti" diye cevap verdi Yavuz Ağıralioğlu. Ama daha önceki yayınlarda da, yanlış yapıyorsam düzelt, sen İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti'nin birlikte telaffuzuna çok sıcak bakmıyorsun. Öyleydi değil mi? Hâlâ aynı. Yani şunu merak ediyorum. Bu üç partinin oy oranları sizin araştırmalarda böyle birer puan, ikişer puan oynuyor ve sıraları değişiyor falan. Ama birbirlerinden mi oy alıyorlar yoksa başkalarından oy alıp kendilerinden başkalarına mı oy gidiyor?
Hatem Ete: Yok. Bir milliyetçi seçmen havuzu var. Bu milliyetçi seçmen havuzu kabaca %10-12 civarı. Bu bazen MHP'den ya da AK Parti'deki milliyetçi seçmen kesiminden ya da CHP'deki milliyetçi seçmen kesiminden toplanan oylarla 15'e çıkıyor. Ama genel böyle bir son 1-2 yıllık sürece bakarsak kabaca 10-12 puanlık bir havuzdan bahsediyoruz. Eskiden bu havuzun 9-10'a yakın kısmı İYİ Parti'de toplanıyordu. %1-2'si, 3'ü de Zafer Partisi'ne gidiyordu. 2024 seçimlerinden sonra İYİ Parti zayıflayınca Zafer Partisi ile İYİ Parti birbirine benzer oylar alan bir yapıya kavuştu. Anahtar Parti'nin kurulmasıyla da bu 12 puanlık havuz kabaca kendi aralarında 3-4 puan alan üç farklı partiye yol açtı. Şimdi o yüzden de biz seninle her ay şunu konuşuyoruz: Aslında milliyetçi seçmen havuzu büyümüyor ama bu milliyetçi havuzdan beslenen üç siyasi parti içi hareketlilikler var. Bazı aylar İYİ Parti öne çıkıyor. Bazı aylar Anahtar Parti öne çıkıyor. Bazı aylar Zafer Partisi öne çıkıyor. Son 5-6 aydır Anahtar Parti bir ivme kazanmıştı. Anahtar Parti bir yükseliş trendindeydi. Şimdi son iki aydır İYİ Parti biraz Anahtar Parti'nin önüne geçmiş gözüküyor. İYİ Parti'de bir toparlanma var gözüküyor. Dolayısıyla havuzla ilgili genel kanaatim bu. Anahtar Parti'yi diğer iki partiyle ilişkilendirirken de dediğin doğru. Zafer Partisi ile İYİ Parti'nin seçmeni biraz daha fazla birbirine yakın seçmen bloklarından oluşuyor. Anahtar Parti'nin seçmeni biraz daha fazla AK Parti-MHP çizgisine yakın bir seçmen olarak duruyor. Kararsızlardan da oraya geçenler var. İYİ Parti'den de Anahtar Parti'ye geçenler var. Ama İYİ Parti'den de Anahtar Parti'ye geçenlerin temel öncelikleri biraz Cumhur İttifakı'nın siyasal koordinatlarına yakın bir çizgi. Yani dolayısıyla biraz dindar muhafazakâr eksende bir milliyetçi söylem geliştiren, bu duyguyla milliyetçiliğini benimseyen seçmen kesimleri Anahtar Parti'ye giderken biraz daha fazla muhalefet ekseninde yer alan CHP çizgisine, en azından siyasal değerler ve tutumlar itibarıyla CHP çizgisine daha yakın olanlarsa İYİ Parti ve Zafer Partisi arasındaki seçmen kesimi olarak tarif edilebilir yani.

Ruşen Çakır: Evet. Toparlayalım. Atladığımız önemli bir husus kaldı mı araştırmada?
Hatem Ete: Yok. Kabaca bunlar.

Ruşen Çakır: Evet. Herhalde mayıs ayında süreçle ilgili bir şeyler olacak diyorlar. Hep böyle bizi kandırıyorlar biliyorsun. Eğer bu sefer olursa herhalde mayıs ayının en etkili olayı bu olacak. Bu arada tabii ki savaşın durmuş olmasının da önemi var. Savaşın ne olacağı belli değil. Yani ateşkes sürüyor ama yeniden de başlayabilir. Umarım başlamaz. Ama böyle bir ihtimal var. O da tabii bu araştırmada da var; güvenlik meselesi söz konusu olunca iktidara daha fazla insanlar yönelebiliyor. Bir garip paradoksal bir durum var. Yani savaş Türkiye'yi yaralıyor ekonomik açıdan en azından ama başka açılardan da, ama bir yandan da Erdoğan'ın siyasi olarak elini güçlendiriyor değil mi? Böyle garip bir paradoks var.
Hatem Ete: Evet. Bu ayki raporda onu birkaç soruyla deştik de detaylandırmaya çalıştık biraz. Toplum genel olarak iktidarın dış politikasını beğeniyor. Erdoğan'ın dış politikadaki performansını da beğeniyor. Genel olarak hükümetin de dış politika kapasitesini, performansını beğeniyor. İktidarla muhalefet arasındaki en büyük açık da burada. Yani "Sizce kim dış politikayı daha iyi yönetir?" dediğimizde ya da "Sizce kim Türkiye'nin karşılaştığı dış tehditleri daha iyi yönetir?" dediğimizde de iktidarla muhalefet arasında çok net bir fark çıkıyor iktidar lehine. Yani mesela ekonomide de toplum bunca ekonomik sıkıntı yaşarken ekonomik gidişata yönelik %75'lere, 80'lere varan bir rahatsızlık varken iktidarın ekonomiyi yönetme kapasitesi yine muhalefetinkinden kısmi olarak daha yüksek çıkmaya devam ediyor. Ama buradaki fark çok küçük. Dış politikaya ya da güvenlik alanına geldiğinde toplum iktidarı muhalefete göre açık ara daha hazır görüyor, daha kapasiteli görüyor, performansını daha iyi görüyor. Bu nedenle de bir dış tehdit ortaya çıktığında zaten genelde iktidara rol biçilir. Toplum iktidara döner ve bu dış tehditten kendisini kurtarmasını bekler. Ama ayrıca bir de muhalefetin burada iktidara alternatif oluşturacak bir güçlü algı biriktirmemiş olması da yine iktidar lehine bir durum oluşturuyor.

Ruşen Çakır: Evet Hatem. O zaman burada noktayı koyalım. Çok teşekkürler. Sağ olasın.
Hatem Ete: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, PanoramaTR'nin nisan ayı araştırmasını Direktörü Hatem Ete ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
09.05.2026 Necati Özkan ile söyleşi: “Türkiye’ye en az 20 yıllık yeni bir iktidar geliyor“
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
06.05.2026 “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan
05.05.2026 Hatem Ete ile söyleşi: AKP ve CHP oylarını nasıl artırabilirler?
05.05.2026 Her ağacın kurdu özünden olur: CHP’nin temel sorunu
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı